“o sırada; çevremizde, olup biteceklerin bilinmezliğinden doğan kulakları sağır edici müthiş bir sessizlik; bu sessizliğin içinde de, merak, korku ve güvensizlik gibi birtakım duyguların hemen her adımda biraz daha ağırlaşan berbat kokuları vardı.”
“Öyle ki, o şurada bütün bu seslere bakıp zırhın içinde milyonlarca kişinin yaşadığı sanılabilirdi. Dahası bu milyonlarca kişinin, sanki çılgın bir şövalye görüntüsü halinde gelip oradaki ölümün karşısına dikildiklerinden hiç haberleri yokmuş gibi, hala zırhın içindeki karanlıkta günlük yaşamlarını kayıtsızca sürdürdükleri, yani hala aptalca şeylere gülüyor, budalaca konuları konuşuyor, boğaz boğaza dövüşüyor, arada bir sevişiyor, işe gidiyor, işten geliyor, ya da tencere tabak gürültüleri arasında kaybolan evlerine sürekli girip çıkıyor oldukları bile düşünülebilirdi.”