Figen Karakırık

10/10
·448 syf.·
2024 4. kitabı
"Hakikate daima hazırım." Yalom'un bu eseri birçok farklı açıdan ele alınabilecek türden yazılmış. Her bir karakterin yaşantısındaki yoğunluğu bir bütün olaylar dizisi halinde ele almış olması ve sürükleyici bir halde okuyucuya sunması tam bir başyapıt niteliğinde. Kitapta birçok terapistin kendi hayatlarındaki deneyimleri veyahut hastalarıyla olan deneyimlerinden bir olay örgüsü kurulmuş. Kitap başarılı bir psikiyatrist olan Ernest'in yine çok başarılı bir terapist olan Dr. Trotter'in yargılanma sürecine tanık olması ile başlıyor. Dr. Trottter'in cinsel tacizden yargılanması ve meslekten ihraç edilecek olması sürecinde Ernest'a deneyimlerini bir bir aktarıyor. Belki psikoloji anlamında Trotter'den öğrenebileceğimiz en iyi şey bir kuramın bir etiğin peşinden giderek hastaya yaklaşmaktansa her hasta için bir terapi yöntemi oluşturulmasıdır. Sonuçta terapistler de yöntemlerini oluştururken bir vahiy aracılığıyla bunu edinmiyorlar. Trotter'in yaşadığı deneyimler ahlaki açıdan savunulamaz ama edindiği deneyimden çıkardığı sonuçlar Ernest için bir rota oluşturacaktı. Burada şu soru önem arz ediyor. İyileşmeye giden her yol mübah mıdır? Kitap Ernest'in hastalarıyla olan ilişkisi ve kendi gözlem terapisti olan Marshal üzerinden dönmeye devam ediyor. Ernest Marshal'a giderek aynalama yapıyor. Bir gözlem terapisti kulağa hoş geliyor. Bu sayede kendisini daha iyi bir terapit haline getirebiliyor. Kitaptaki olay örgüsü sarsıcı ve sürükleyici olduğundan oraya hiç değinmeden kitaptaki genel çıkarımlarımı açıklamak gerekirse: Terapistlerin de insan oluşunu ve bu insan olmanın arka planda getirdiği id ego süperego kavramlarının sürekli tartıya konması gerektiğini tekrar tekrar vurguluyor kitap bize. Onların terapi esnasında profesyonellik adına birçok ilkel insani duyguyu göz ardı
Psikoloji
DivanIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 20216,7bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Matematikte Hata Yapıyorum
8/10
·265 syf.·
2022 17. kitabı
Bu kitap matematik eğitimi ile ilgili düştüğüm yanılgılara farklı bir bakış açısıyla bakmamı sağladı. Matematik birebir eğitimdir gibi bir yanılgısının yerini işbirlikli matematik öğretiminin kaliteli fikirler ortaya çıkardığını ve yaratıcılığı geliştirdiğini Jo Boaler'in ziyaret ettiği okullardaki deneyimlerinden anlayabiliyorum. Genelde şöyledir: matematik sınıfları sessiz olmalıdır, öğretmen hakimiyeti esastır, cevabı bilinen alıştırmalarla ders desteklenir. Bunun gibi kalıplara girmiş bir çok öğretim sistemi mevcut. Kaliteli bir felsefe dersi yapmak için herhalde esas olan sorularla bezenmiş ve aktif katılımın olduğu bir sınıftır. İşte matematik ve felsefenin ortak noktası, her ikisi de sorular olduğu sürece var olur. Yaşayan matematik hissi ancak sorularla verilebilir ama bu sorulardan kastım da cevabı önceden bilinen alıştırmalar değil, problem çözmeye dayalı sorulardır. Günümüzde her bir kavram bir diğerinin yerini aldığı için şöyle bir parantez açayım. Problem, daha önce herhangi bir yerde çözümü olmayan özgün sorulardır. Alıştırma ise bizim matematik dersinde problem diye nitelendirdiğimiz fakat öğretmenin çözüm metodunu anlattığı ve öğrencinin de o algoritmaya uyarak çözdüğü sorulardır. Kitapta matematik ile müzik dersine yapılan metafor çok etkileyiciydi. Evet, matematik kareli defterden pek dışarı çıkmaz. Bu da matematiğin zevkli ve de anlaşılması kolay yanının körelmesine sebep olur. Matematiksel hataların beynin büyümesine olanak tanıdığını öğrendiğimde matematik=korku algısının yersiz olduğunu düşündüm. Biliyoruz ki "bilmiyorum" matematikte kabul edilemez bir cevap gibi görünür. Fakat öyle ki "bilmiyorum" cevabı yeni arayışlara girebilmek için makul bir cevaptır. İlginç olan başta matematik teriminin kendisi olmak üzere matematiksel bir çok terimin
1000Kitap
Konumuz MatematikJo Boaler · Nika Yayınevi · 202157 okunma
Puan vermedi·205 syf.·
2021 76. kitabı
Feynman'ın kayıp dersinin konusu genel itibariyle Kepler'in elips yasasının ispatıdır. Newton daha önce Keplerin bu yasasını ispatlamış olsa da Feynman'ın metodu Newton'dan daha farklıdır. Feynman'ın kullandığı yöntem düzlem geometri yöntemiydi. Kitabın ilk bölümünde bu ispatı biz okuyucuların daha iyi anlaması için Goodstein bize fizik hakkında bilmemiz gereken yasaları anlatıyor. Kopernik'ten önce kimse dünyanın ya da evrende bulunan gezegenlerin 'dolanma hareketi' yani 'Revolution' yaptığını söylemedi ya da bilemedi. Revolution devrim anlamına da geliyor ki zaten Kopernik alanında bir devrim yaptı. Kopernik'ten önce astronomi alanında Ptolemaius'un Almagest adlı kitabı 14 yüzyıldır kullanılıyordu ve astronominin temel kitabı olarak kabul görmüştü. Ondan hemen öncesinde ise Aristoteles'in 4 temel elementi astronomide kullanılıyordu. Bu anlamda Kopernik'in dolanma hareketi (revolution) keşfi bir devrim (revolution) niteliğindeydi. Aristoteles merkezi yer olan bir evrenden bahsediyordu. Kopernik ise merkezi güneş olan bir evren modeli ortaya attı. Tycho Brahe hem yer merkezli hem güneş merkezli bir evren olabileceğini iddia etti ama kanıtlaması çok zordu. İşte Kepler ise bu durumu açıklayacak ve 3 yasa ortaya atacaktı. Keplerin ilk açıkladığı şey o zaman inanılan Mars'ın çember oluşu yanılgısı idi. Gezegenler bir çember değil elips şeklindeydi. Elips kelimesi Latince bir kelimedir ve anlamı odak'tır. İşte 1. Yasa: Tüm gezegenlerin yörüngeleri, bir odağında güneş bulunan elipslerdir. Matematik evrenin dili diyen Galileo Kopernik'in yerin dönmesi ile ilgili keşfinin mantıksız olduğunu söylüyor ve o zamanlarda Galileo boşluk'un varlığını ortaya atıyor, ortaya attığı bu durum ise Aristo'nun yasaları ile çelişiyordu. Galileo bir boşluk hayal etti ve akabinde hava
Feynman'ın Kayıp DersiDavid L. Goodstein · Alfa Yayınları · 201332 okunma
Psikanalizm tarafsız bir inceleme değil terapötik müdaheledir!
7/10
·160 syf.·
2021 52. kitabı
Psikanalitik kuramın öncüsü olan Sigmund Freud'un Küçük Hans adlı kitabı kuramını destekler niteliktedir. Kitap Hans adlı bir çocuğun 3-6 yaş arasındaki dönemini ele almaktadır. Freud'un kuramında bu yaş aralığı fallik döneme tekabül etmektedir. Fallik dönemde kızların Elektra, erkeklerin ise Oidipus karmaşası yaşadıklarını anlatır. Bu Ödipal karmaşa Hans karakterinde yoğun bir şekilde kendini göstermektedir. Eğer Hans bu karmaşayı sağlıklı atlatamazsa bunun saplantı haline dönüşeceğini ve ilerleyen yaşlarında annesiyle benzeyen bir kadınla evlenmek gibi bazı dışavurumları olacağını Freud kuramında anlatmıştır. Kuram kitapta tam olarak açıklanmamış olsa bile, içeriğine hakim olmak kitabı anlamak açısından önemlidir. Freud kitabında Psikolojinin Kurucusu Wundt'a bilinç-bilinç dışı kavramı konusunda gönderme yapmaktadır. Bu gönderme Freud'un 'bilinçdışı' keşfinin haklı böbürlenmesidir. Tabi yazıldığı dönemi göz önüne alırsak Freud sürekli alaya alınan bir doktordu. Bundan dolayı kitabın eleştiri alacağını bilerek bazı açıklamalarda bulunmuştur. Hans biraz rahatsız bir çocuktur ve nevrotik problemlere sahip olduğu söylenilebilir. Fallik dönemle birlikte cinsel farklılıkları anlamaya başlayacaktır. Ve sürekli olarak çiş-yapar dediği organına ilişkin sorular sorar. Dünyayı çiş-yaparının üzerinden tanımaya çalışmaktadır. İlk olarak dünyada bütün varlıkların bu organa sahip olduğuna inanmıştır. Bir süre sonra canlı varlıkları cansız varlıklardan ayıranın çiş-yaparı olduğunu düşünecektir. Sonra atlar görür ve atların çiş-yaparlarının büyük olduğunu bu yüzden anne babasının da çiş-yaparlarının büyük olduğunu düşünmeye başlar. Fakat babasının açıklamasıyla (Hans'ın babası Freud'la sürekli mektuplaşmakta ve analizlerini ona iletmektedir.) annesinin çiş-yaparının farklı olduğunu
Küçük HansSigmund Freud · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20211,448 okunma
Puan vermedi·141 syf.·
2021 26. kitabı
Zorunlu eğitim bize çeşitli imkanlar mı sunuyor? Ya da çeşitli imkanlar sunuyormuş gibi görünerek öğrenme alanımızı mı kısıtlıyor? Bu biraz da "zorunlu eğitim"de eğitimin kastının ne olduğuna bağlı. Eğitim dediğimiz kavram bize 'yol' değil 'yollar' sunuyorsa ancak anlam kazanabilir. Ve bu yollardan birini seçmemizde ancak kendimizi tanımakla mümkündür. Öbür türlü karar verme aşaması bizi kendimizle imtihan eder. Eğitim süreci kendimizi tanımamıza müsaade etmiyorsa "eğitim aslında nedir" diye düşünmeliyiz. Ivan Illich bir noktaya ısrarla parmak basıyor ve diyor ki "kurumlara bağlı insan" ya da "kendine yetmeyen, yetmesi teklif dahi edilemeyen insan." İyileşmek için hastaneye, eğitilmek için okula, suçunu yargılayacak bir adalet kurumuna ihiyaç duyuyor. Bu insanlar kendilerini iyileştirmeyi sorumsuzluk, eğitmeyi imkansız olarak görüyor. Yani kurumlara duyduğumuz güven bizi sorumsuz kılıyor. Ya da kurumlar bizi sorumsuz kılmak için adeta yarışıyor. Bu bakış açılarının her biri ben de yeni bir tutum ortaya koyuyor. Çünkü Ivan Illich bunu amaçlamasa da "ben" ya da "öz" e dönen bir yaklaşım söz konusu. İnsan kendi sorumluluklarını alabilmeli, bunun için de kendini tanıyabilmelidir. Ve bu dönüşümlü olarak böyle devam etmelidir. Yazarın değindiği bir başka önemli nokta ise zengin ile fakir arasındaki uçurumun okulla kapatılamayacağı gerçeği. İnsan hizmet kalitesini artırmak için okullaştırılıyor ve iş ve boş zaman birbirine yabancılaşıyor. Devlet ve Eğitim işleri birbirinden ayrılmalıdır. Bugün diplomayla iş bulamadığımız gerçeğiyle yüz yüzeyiz. Bu durumun ne kadar içler acısı olduğunu kestirmek mümkün. Fakat elinde diplomadan başka kendine hiç yatırımı olmayan insanlar da var. İşte bu iki durumdan hangisi daha içler acısı bunu kestirmek mümkün değil. Hayallerimizin bile
Okulsuz ToplumIvan Illich · Şule Yayınları · 20184,932 okunma