Bu kitap matematik eğitimi ile ilgili düştüğüm yanılgılara farklı bir bakış açısıyla bakmamı sağladı. Matematik birebir eğitimdir gibi bir yanılgısının yerini işbirlikli matematik öğretiminin kaliteli fikirler ortaya çıkardığını ve yaratıcılığı geliştirdiğini Jo Boaler'in ziyaret ettiği okullardaki deneyimlerinden anlayabiliyorum. Genelde şöyledir: matematik sınıfları sessiz olmalıdır, öğretmen hakimiyeti esastır, cevabı bilinen alıştırmalarla ders desteklenir. Bunun gibi kalıplara girmiş bir çok öğretim sistemi mevcut.
Kaliteli bir felsefe dersi yapmak için herhalde esas olan sorularla bezenmiş ve aktif katılımın olduğu bir sınıftır. İşte matematik ve felsefenin ortak noktası, her ikisi de sorular olduğu sürece var olur. Yaşayan matematik hissi ancak sorularla verilebilir ama bu sorulardan kastım da cevabı önceden bilinen alıştırmalar değil, problem çözmeye dayalı sorulardır. Günümüzde her bir kavram bir diğerinin yerini aldığı için şöyle bir parantez açayım. Problem, daha önce herhangi bir yerde çözümü olmayan özgün sorulardır. Alıştırma ise bizim matematik dersinde problem diye nitelendirdiğimiz fakat öğretmenin çözüm metodunu anlattığı ve öğrencinin de o algoritmaya uyarak çözdüğü sorulardır.
Kitapta matematik ile müzik dersine yapılan metafor çok etkileyiciydi. Evet, matematik kareli defterden pek dışarı çıkmaz. Bu da matematiğin zevkli ve de anlaşılması kolay yanının körelmesine sebep olur.
Matematiksel hataların beynin büyümesine olanak tanıdığını öğrendiğimde matematik=korku algısının yersiz olduğunu düşündüm. Biliyoruz ki "bilmiyorum" matematikte kabul edilemez bir cevap gibi görünür. Fakat öyle ki "bilmiyorum" cevabı yeni arayışlara girebilmek için makul bir cevaptır.
İlginç olan başta matematik teriminin kendisi olmak üzere matematiksel bir çok terimin