Merhaba arkadaşlar, internetim kısıtlı olduğu için ancak şimdi girebiliyorum uzun zamandır bu kadar kısa sürede bitirdiğim ilk kitap diyebilirim. Bunun nedeni kitabın inanılmaz akıcı olduğunu olaylardan kopamadığımı söylemek isterdim ama ne yazık ki öyle değil. Aylık yaptığım okuma listeme baktığımda sadece henüz okumadığım 24 tane genç-yetişkin romantik kitabı olduğunu görünce bu ay sonuna kadar bu türe ağırlık vermeye karar verdim. Bu yüzden başladım kitaba.
Kitap hakkında söyleyebileceğim, Kağıt Prenses kitabının yani ilk kitabın sonunda Reed’in kelimenin tam anlamıyla her şeyin içine etmesini okumuştuk. Paramparça Prens kitabımızın ilk sekiz bölümü Reed’i okuyoruz. Reed’in kendince, saçma sapan, aptallığın dakiskası olan bir “inkitam” arayışına girip daha sonra bu yediği haltın bir yerlerini tırmalamasını okuyoruz sekiz bölüm boyunca, Reed benim kesinlikle üstünü çizeceğim bir “alfa erkek” karakteri, büyük ihtimalle 17 - 18 yaşlarında okusaydım bu kitabı Reed beni etkileyebilirdi ama gerçekten kitap boyunca gözlerimi devirip alaycı homurtular çıkarmaktan başka bir şey yapmadım. Reed çok yüzeysel duyguları çok yüzeysel “bana bakın ben kötü sert çocuğum ama aslında canım çok yanıyor o yüzden böyle pislik gibi davranıyorum” tavrı beni gerçekten onu yüksek bir yerden aşağı itmek istememe neden oldu. Neyse, sekiz bölümden sonra Ella’yı görüyoruz ve Ella benim yine onunla ilgili duygularımı allak bullak ediyor. Kitap boyunca bir anda “Team Ella” oluyorum. Bir anda onu da Reed gibi aşağı atasım geliyor. Ella’nın tavrı ilk başta harikaydı, mükemmeldi. “Yürü be kızım” modundaydım. Ama dört bölüm sonra Ella’nın Reed’in kaslarından, ne kadar yakışıklı ve ne kadar seksi olduğundan, öpücüklerinden ve vücudundan bahsetmesiyle benim o “yürü be kızım” diye kaldırdığım