İnsan hakları beyannamesinde Logos, Stoacıların tabiriyle evrendeki nizama, yani düzen içerisindeki ahenge yön veren şey insanın kendi doğasına mesafe koymasının bir neticesi olan özgürlük alanıdır. Rousseau ve Kant seçilmiş ereğin evrenselliğini inşa ettikleri temel, insanın Freud'un meşhur "Ben"ine mesafe koymasını gerektiren özgürlük iddiasında temellenmiştir.
Dolayısıyla İsa, insanın özgürlük düşüncesinde cisimleşmiştir. Aynı Aziz Augustinus'un sözünü ettiği Logos(Theion Orao)'un Hristiyanlığın doğuşunda İsa'da cisimleşmesi gibi. Theion Orao(Kutsalı görüyorum) değil, "kutsallık buyurabiliyorum"dur modern ahlâkın dönüşümü.
Ahlâk bir buyruktan değil, ereksel imkânın olabilirliğinden doğmuştur modern felsefenin etik anlayışının bağrında.
Bunların yanı sıra Fransız Devrimi, Descartes ve Sokrates'in ölümü arasındaki bağlantının teorik düzlemde nasıl, kozmoloji fikrinin neye göre temellendiğiyle ilgili olması gerçekten ilginçtir.
Aristotales Sokratesçi bir boyun eğmeden sapan ilk kişiydi. Sokrates'i sistemleştiren(neredeyse) Platon'un aksine ölçülülük kavramını ortaya atmıştı Aristotales. Ölçülülük fikri iradi eylemi dışlamayan bir fikir olsa da insanın doğa tarafından bahşedilen rolünü oynaması kapsamında değerlendirilebilir. Yine de Aristotales doğal istidatlarımızı eyleme dönüştürebilmek için insanın iradesini vurgulayan ilk kişiydi bu sistem filozofları içerisinde. Sokrates'i korkak veya aptal cesareti ile itham edebilirdi Aristotales. Zira onun "Kuvveden fiil doğar" anlayışı bunu gerektirir. İşte Aristotales'in modern etiğin temelindeki seçilmiş erekselliğin evrenselliğine(Kant) giden bu yolda Aristokratik sistemin dönüşümünü nasıl etkilediği inanılmazdır sahiden. Bütün bunların nihayetinde Descartes ile din bile sırf insan ona taptığı için