Halil

Halil
'Psikoloji Bölümü Öğrencisi 'INFJ, 5w4, sp/sx
Ahlâk yasasından yıldızlara!(Kanttan Romantizme)
Kant'ın aklın 'büyük sorulara' cevap veremeyecek türden bir bilgi teorisini ''nedenselliği aklın şeylere biçim vermesine has yasalar'' olarak formülize etmesinin yanı sıra özgürlüğün koşulu saydığı pratik aklın kategorik imperatifleri onun soğuk ussal yaklaşımına rağmen ''Kendinde Şey''i sanatsal perspektif lehine kayırması Romantiklerin arşimet noktası sayılabilirdi. Romantik akım, metodik ve gündelik olanın işleyişine dair bilginin sistematiğine karşı baş kaldıran gençlerin elinde ortaya çıkmıştı. Aklın zorunluluğunun Kant'ın istemediği yönde onun ussal meşruiyetinin eksikliği algısı Romantikleri sanatın duygulanımlarıyla 'Ding an sich' yaşantılamaya yönlendirmişti. Bu nedenle tembellik ve düş gücünün yaratımı olarak Dünya fikri için hayallerde kaybolma, Romantiklerin genel davranış örüntülerinin bir parçasıydı. Pek çok bakımdan Romantizmin ortaya çıktığı zamandan 150 yıl sonrasındaki Hippilerle ortak nokta taşıyordu.
Felsefe-Düşünce
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Modern ahlak
İnsan hakları beyannamesinde Logos, Stoacıların tabiriyle evrendeki nizama, yani düzen içerisindeki ahenge yön veren şey insanın kendi doğasına mesafe koymasının bir neticesi olan özgürlük alanıdır. Rousseau ve Kant seçilmiş ereğin evrenselliğini inşa ettikleri temel, insanın Freud'un meşhur "Ben"ine mesafe koymasını gerektiren özgürlük iddiasında temellenmiştir. Dolayısıyla İsa, insanın özgürlük düşüncesinde cisimleşmiştir. Aynı Aziz Augustinus'un sözünü ettiği Logos(Theion Orao)'un Hristiyanlığın doğuşunda İsa'da cisimleşmesi gibi. Theion Orao(Kutsalı görüyorum) değil, "kutsallık buyurabiliyorum"dur modern ahlâkın dönüşümü. Ahlâk bir buyruktan değil, ereksel imkânın olabilirliğinden doğmuştur modern felsefenin etik anlayışının bağrında. Bunların yanı sıra Fransız Devrimi, Descartes ve Sokrates'in ölümü arasındaki bağlantının teorik düzlemde nasıl, kozmoloji fikrinin neye göre temellendiğiyle ilgili olması gerçekten ilginçtir. Aristotales Sokratesçi bir boyun eğmeden sapan ilk kişiydi. Sokrates'i sistemleştiren(neredeyse) Platon'un aksine ölçülülük kavramını ortaya atmıştı Aristotales. Ölçülülük fikri iradi eylemi dışlamayan bir fikir olsa da insanın doğa tarafından bahşedilen rolünü oynaması kapsamında değerlendirilebilir. Yine de Aristotales doğal istidatlarımızı eyleme dönüştürebilmek için insanın iradesini vurgulayan ilk kişiydi bu sistem filozofları içerisinde. Sokrates'i korkak veya aptal cesareti ile itham edebilirdi Aristotales. Zira onun "Kuvveden fiil doğar" anlayışı bunu gerektirir. İşte Aristotales'in modern etiğin temelindeki seçilmiş erekselliğin evrenselliğine(Kant) giden bu yolda Aristokratik sistemin dönüşümünü nasıl etkilediği inanılmazdır sahiden. Bütün bunların nihayetinde Descartes ile din bile sırf insan ona taptığı için
Felsefe-Düşünce
Sonuçlar ve ona ulaşana kadar geçen güzel dakikalar.
Sonunda ne olduğu, ona ulaşana kadar yaşanan güzel dakikalar kadar önemli değildir. Önemli olan şey, şu anda mutlu olmaları...
İnsan ve Duygular
''Kendi varlığımı inkâr eder ya da ondan şüphe duyarsam kendimle çelişmiş olurum. Bir kimsenin, varlığını tam olarak kabul etmeden ondan şüphe duyması mümkün müdür?'' John of Mirecourt
“Evren sadece düşündüğümüzden garip değil; aynı zamanda düşünebileceğimizden de garip...” Werner Heisenberg