("Bilinçaltı" terimi psikanalizin sözcük dağarcığında yer almamaktadır.)
Freud'un temel düşüncesi -psikanalizin odak noktasını oluşturan düşünce- doğası gereği bilinçdışı ruhsal rüeçlerin varolduğudur; bilinçdışı kalmalarının nedeni de, bilince çıkmalarına, çok etkin mekanimazlarla karşı konulmasıdır.
"Güzelleşme, güç fazlalığının sonucudur. Güzelleşmeyi, muzaffer bir istencin, yoğun bir eşgüdümün, tüm şiddetli arzulara ahenk kazandırmanın, sarsılmaz bir dikey dengenin ifadesi olarak görebiliriz. Mantıksal ve geometrik sadeleştirme, güç artışının bir sonucudur.''
-Güç İstenci
Nietzsche'nin, onda aklı küçümseyen birini, mantık hilafına duyuların ve vücudun özgürleşmesini savunan bir düşünürü görmek isteyen herkesi nasıl hatalı çıkardığını bir kere daha gördün umarım. Nietzsche açık ve seçik şöyle ilan ediyor: "Duygusal heyecanların düşmanıyız biz!" Sanatçı sıfatını hak edenler, "duyguya, duygusallığa, ruhsal inceliğe karşı nefret" geliştirmeyi bilenlerdir; "parçalanmış, kararsız ve muğlak olana, hınçla yapılmış her şeye karşı nefret ... " Zira "klasik olmak için, bütün yeteneklere, görünüşte çelişkili ve şiddetli olan bütün arzulara sahip olmak gerekir; ama bunların hepsi de, aynı boyunduruk altında beraberce yürümelidir"; bunu yapabilmek için ise "her şeyden önce mantığın katılığına, aklı başındalığına ve soğukluğuna" ihtiyaç duyulur.
Kozmik ve dini nitelikli eski ilkelerin miadını doldurduğunu kabul edip, bu ilkelerin neden geçerliği kalmadığını anladığımızı iddia ettikten sonra, insan doğasında ne gibi bir olağanüstülük buluyoruz ki, kozmos'u ve kutsallığı anlamımızı sağlayan eskilerinin yerine,
yeni bir theoria, bir ahlak ve bir kurtuluş doktrinini insan üzerine inşa etmek mümkün olabiliyor?
Modern felsefe, işte bu sorgulamaya cevap verebilmek için, epey tuhaf görünen bir meseleyi düşüncesinin merkezine koyarak işe başlar: İnsan ve hayvan arasındaki fark nedir? Belki bu sana, önemsiz veya tali bir mesele gibi görünecek . Gerçekte ise oldukça
derin ve önemli bir sebepten ötürü, doğmakta olan hümanizmin temel meselesidir: İnsanlığı özünde hayvanlıktan ayıran şeyi bulmak için 17. ve 18. yüzyıl filozoflarının, büyük bir hevesle hayvanı tanımlamaları ne tesadüftür ne de yüzeysel amaçlarla girişilen
bir iş . Sebep şudur: Bir varlığın "ayırt edici farkını", onu özünde niteleyen şeyi kavramanın en iyi yolu, onu kendisine en yakın varlıkla kıyaslamaktır.