Stevenson oralardan, Thoreau'nun, kulübesinde saklandığını ve "belli bir erdemli vurdumduymazlık"la dolu olduğunu yazdı, şunları ekleyerek:
Atılganlık ve özgürlükle hareket edilmeyen, dünyayla canlandırıcı bir temastan korkulan bir yaşamda, zayıfça ve neredeyse adice bir eğilim vardır. Thoreau'nun sinsice, sessiz sedasız dolaştığı bir dünyadır bu. O, dostları arasındayken göstereceği bir erdem aramadı, aksine erdemi kendisi için istiflemek adına bir köşeye sıvıştı.
Yıllar sonra, Friedrich Nietzsche, İrade ve Tasarım Olarak Dünya'nın bir nüshasını ikinci el bir kitapçıda bulmuş ve kitabı bitirene kadar elinden bırakamamıştı. Londra'daysa Sigmund Freud, insan yaşamında "libido"nun merkeziliğine ve Yaşam içgüdüsü"ne dair kendi açıklamalarının taslağını çıkarmadan önce Schopenhauer'in şu asli olan "yaşam iradesi" ve "cinsel dürtü" kavramlarını inceleyecekti.
Hegel, yükselen Alman Tini üzerindeki tüm kısıtlamalara, örneğin çatışmalar ı önleme görevini üstlenen uluslararası örgütlere karşıdır, bunu Hukuk Felsefesi'nde savaşın hayatiyetini belirterek şöyle açıklar: "Nasıl ki esen rüzgarlar denizi uzun süreli bir durgunluğun sonucunda ortaya çıkan pislikten arındırır, aynı şekilde ulusların yozlaşması da bu durgunluğun, bu daimi barışın ürünüdür."
Popper, daha çok, bu kadar değersiz bir insan olan Hegel'in, böyle bir etkiyi nasıl gerçekleştirebildiğini merak ediyor. Bunun filozofların etrafında sadece gizemli değil, aynı zamanda büyülü bir atmosfer de örme arzusuyla ilgili olması gerektiğini düşünü yor.
"Felsefenin, dinin uğraştığı gizemlerle uğraşan, tuhaf ve anlaşılması zor bir şey olarak görüldüğünü hatırlatıyor Popper, ancak bu konularla "ortalama insan"ın habersizliğini giderecek bir tarzda uğraşmaz felsefe, aksine felsefenin "bunlar için fazlasıyla derin olduğu" ve bunun yerine "entelektüellerin, eğitimlilerin ve bilgelerin dini ve teolojisi olduğu" düşünülür.
Ve böylece Popper'in deyişiyle, Hegel'in hikayesi "soytarı' nın da ne kadar kolay "tarih yapabileceği''ni gösterir.