"Unutmayın başkomiserim hayat iki perdeden izlenir. Görünen ve ardı. Aşağısı ve yukarısı. Ancak geriye çekilirseniz görebilirsiniz aradaki ince çizgiyi. Siz gerçekçilersiniz bizler ise inananlarız.”
“Yaşadığın anın içindeyken bile geçmişteki ruhunun hislerini kalbinde taşırsın. Yaşattığın beden ölümlüdür ama ruhun sonsuz evrende ayrı bir beden bulur. Ve bu senin sarmalındır…”
Nokta, bazen bitiş bazen de başlangıcı temsil ediyordu. Peki, ben hayatımda neyin başlangıcında ya da yıkımındaydım? Yürüdüğüm bu yol beni neye sürüklüyordu?
"Başkalarından duymak istemediği cümleleri başkalarına sarf eden varlığa ‘insan’ denir. İnsan, varoluş gayesiyle yeryüzünde hüküm süren en üstün ırk. Yaratıcı tarafından en yüksek konuma getirildiği halde kendi içinde bile bölünme yaşayıp ötekileştirmeye meyilli tek canlı.
Öyle ki; bir başkası senden daha eksikse, sen yücesindir."
Geleceğe karamsarlıkla bakarken kalbimin çevresine dikenli teller çekmeyi uygun bulmuştum. Teller o kadar sık ve kalbime yakındı ki birisi onları aşmaya çalışırsa en az onun kadar ben de zarar görecek şekilde ayarlamıştım. Bu yüzden aşk denen şeyi kendimden uzak tutmayı başarmıştım.