“Hacıların çoğunun gerek Santiago Yolu’nda gerekse hayatın yollarında, hep başkalarının temposuna uymaya çalıştığını fark ettim.
Yolculuğumun başında, grubumla yan yana gitmeye çabalıyordum. Sürekli yoruluyor, bedenimi aşırı derecede zorluyor, asabileşiyordum; sonunda da sol ayağımın tendonu zarar gördü. İki gün yürüyemeyince Santiago’ ya kendi tempoma uyarak ulaşabileceğimi anladım.
Yolculuğum başkalarınınkinden uzun sürdü, birçok kısmı tek başıma yürünek zorunda kaldım, ama yolu tamamlamayı ancak kendi tempoma saygı gösterdiğim için başardım. O zamandan beri bu ilkeyi hayatta yaptığım her şeye uygularım: Tempoma saygı duyarım.”
Yaklaşan fırtınayı görüyorum. Her fırtına gibi bu da yıkım getirecek- ama bir yandan da toprağı sulayacak ve gökten yağmurla birlikte irfan yağacak. Her fırtına gibi bu da er ya da geç dinecek. Ne kadar şiddetliyse o kadar çabuk geçecek.
Şükürler olsun ki fırtınaları göğüslemeyi öğrenmişim.
Işığın savaşçısı, bazı anların birbirini tekrar ettiğini fark eder; sıklıkla aynı sorunlarla karşılaştır ve eskiden başına gelenleri tekrar yaşar. Böyle olunca bunalır. Hayatta ilerleme kaydedemediğinü düşünmeye başlar. Ne de olsa geçmişte yaşadıklarını tekrar yaşamaktadır.
“Bunu önceden yaşamıştım,” diye yakınır kalbine.
“Gerçekten de yaşamıştın,” diye karşılık verir kalbi.
“Ama asla aşamamıştın.”
"...Tehlikeyle her karşılaştıklarında büyülü bir gül çıkarıp sallasalar hiçbir anlamı kalmaz. Sen ne dersin?"
"Bence de pek anlamı kalmaz."
"Ama benim soracağım bu değil. Soracağım şu: Sen bir gülün böyle büyülü olabileceğine inanıyor musun?"
"Doğrusu epey tuhaf bir şeymiş."
"İnsanlar olmayacak masallar anlatıp çocukların her şeye inanacaklarını zannediyorlar."
"Sahiden de öyle."