Kübra Aksu

Kübra Aksu
@Kubraaksu
Puan vermedi·158 syf.··
2025 3. kitabı
Zulüm her yerde zulüm ister kasabada, köyde ister şehirde olsun. Cebinde para olan, varlıklı olan güç kendisinde olsa dahi insanların ölmesine sebebiyet verecek kadar sınırsız hakka sahip midir? Kitaba göre pek tabii sahip. Kalabalıklar yine cebinde para olanı söz sahibi yapıyor ne acı. Kitabı okurken fazlaca sinirleneceğinizi bilerek okuyunuz. Öyle ki gözünü hırs bürümüş " ağaların " tek istediği sonucu ne olursa olsun kanunsuz, nizamsız da olsa " çentik ekmek". Bununla birlikte insanlar yerinden yurdundan olmuş, çamur içinde kalmış, sıtmadan ölmüş onlar için ne fark eder? Köylüler bu acıları çekerken seyirci kalmak çok yıpratıcıydı, sanki onlar ile birlikte bende yaşadım olanları. Haklarını aradılar aramasına da keşke sonuç farklı olsaydı. Karakterlerden Resul Bey ile Kaymakam Bey'e gelecek olursak aralarındaki gönül bağı, mücadele ruhunu derinden hissettim.Kaymakam 'ın verdiği mücadelenin olumlu sonuçlanmasını beklerken gönderilen 43 Kaymakam gibi teneke çalma merasimiyle kasabadan ayrılışını izledim. Yine haksızın kendini güçlü kılışı ile karşı karşıya kaldım. Ayrıca kitap iki bölümden oluşmakta. İlk bölümü okuduktan sonra tiyatro oyunu olan kısma geçiyorsunuz ki bu bölüm gerçekten muhteşem idi. Öyle ki okumadım izledim resmen. Karakterlerin ruhsal durumları, iç hesaplaşmaları bu bölümde beni daha çok içine çekti. Bu bölümde ek olarak Tellal karakteri bulunuyordu o da çok başarılı kurgulanmıştı. "Yaşar Kemal'in kalemine hayran olunca okumayı sürdürdüğüm ikinci eseri oldu Teneke. Herkesin kesinlikle okuması gereken bir eser şiddette tavsiye ediyorum. Okuyunuz. "
TenekeYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 201712,4bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·158 syf.··
2025 2. kitabı
Zorluklarla baş başa kaldığımız, sorumlulukları tek başımıza yüklendiğimiz, verdiğimiz kararların bedellerini ödediğimiz zaman, işte o zaman büyümüş oluruz. Yıllarca eğitim almak, kitaplardan okumak, başkasının gözetimi altında bildiklerimizi uygulamak değildir hayat. Biraz cesaret ister yaşamak. Güvenli sulardan çıkıp hayat okyanusunda tek başına yüzmek gerekir. Biraz hata yapmak, çokça öğrenmek gerekir... Üniversiteden dereceyle mezun olup uzak bir vilayette meslek hayatına başlayan Doktor Bomgard'ın biriktirdiği anıları okuduğumuz bu kitap, mesleğe yeni başlayacak gençlerimiz için ön gösterim niteliğindedir. Acemilikler, kararsızlıklar, korkular, heyecanlar... Hemen hemen her meslek grubunda, mesleğe yeni başlayanların hissettiği duygular bunlar. Önemli görevler büyük sorumlulukları da beraberinde getirir. Doktorluk zor meslek azizim. Bu hayatta ölümden daha gerçek ne var ki?.. İnsanların sağlığı ve hatta hayatı doktorlara emanet ediliyor, düşünün ne ağır bir yük! Hele de 24 yaşındaysanız ve atandığınız yerde sizden başka doktor yoksa bu yükü taşıyacak güçlü omuzlar lazım insana... Sanki hayatı yeterince kolaymış gibi cehaletle de savaşmak zorunda kalır doktorumuz. Batıl inançlar kol gezer görev yaptığı yerde. Doğum yapmakta zorlanan kadının doğum kanalına toz şeker dökenler mi dersiniz (bebeği doğması için kandırmak gerekirmiş), doğum kolay geçsin diye saç yiyenleri mi dersiniz... Millete reçetesiz ilaç dağıtanlar, doktorun verdiği ilaçları tek seferde alanlar, ameliyata karşı çıkanlar, hastalığını kabul etmeyenler, tedaviyi reddedenler... Coğrafyalar farklı olsa da insanlar her yerde aynı demek ki. Kitap oldukça güzel, bilgilendirici, akıcı bir kitaptı. Bulgakov, döneminin gerçeklerine de ışık tutan bir yazardır her daim, Köpek Kalbi'nde de yoğun bir sosyal
Genç Bir Doktorun AnılarıMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202332bin okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2025 1. kitabı
Livaneli'den bu kadar iyi bir kitap beklemiyordum. Gerçekten çok beğendim, dört dörtlük bir eser olduğunu düşünüyorum. Yazarın Kardeşimin Hikâyesini ilginç bulduysam da abartılı bir eser olduğunu da düşünmeden edememiştim. Engereğin Gözü, üslûbunun anlatılan olaylara çok uygun düştüğü, hem ışıklı hem karanlık bir roman. Hırs ve iktidar sarhoşluğunun insana neler yapabileceğini, ama bunun bir insanın takıntısı olmaktan çok toplumların, devletlerin, insan türünün bir hastalığı olduğuna dair bir hikaye bu. Kitap baştan sona hızlı bir şekilde, çok fazla diyaloğa başvurmadan, padişahın hadım kölesinin dilinden anlatılıyor. Kesinlikle yazar karanlık bir atmosfer yaratmayı başarıyor. Bu karanlık atmosferde sarayın özünde kötülüğün babadan oğula, iktidar aracılığıyla aktarılan bir yer olduğu, iktidar ve gücün babaları ve oğulları yediği, herkesin hem katil hem maktul rolünü oynadığı ve hem katil hem maktul olabildiği bir delilik mekânı olduğu gibi bir noktaya çekiliyoruz. Yani kitabı okuyup da saray hakkında tek olumlu söz edebilmemiz mümkün değil, Livaneli sarayı masalların, ahlâk ve edebin en üst düzeyde yaşandığı, padişahların neredeyse bir veli ya da kâmil insan olduğu, herşeyin islami usullere göre yapıldığı bir çeşit asr-ı saadet atmosferi gibi sunmak yerine- bizlere anlatılan çoğu kez de böyle çünkü- herkesin sadece insan olduğu, insanın kötülüğe iktidar deliliği ve güce tapma sebebiyle teslim olduğu korkutucu bir yer olarak resmediyor. İyimser, iyilik dolu, güzelliği övücü sözlerin veya roman karakterlerinin ya da gölgelerinin var olmasına rağmen kitabın adındaki yılan ve onun temsil ettiği kötülük ve zehir kitabın başından sonuna eserin her yerine yayılmış ve eseri bitirene dek o kötülük dolu gözlerin bizi izlediğini düşünüp ürpermeden edemiyoruz. Bir çeşit tarihi
Engereğin GözüZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202524,8bin okunma