Bazen koca bir boşluk kaplar insanın içini. Ve arar dururuz o boşluğu dolduracak bir şeyleri. Ne yapsam bu boşluğa iyi gelir diye düşünürken kendimize verdiğimiz cevap koca bir hiçtir. Öyle bir “hiç” tir ki bu..
O boşluğu bir şeyin doldurmayacağını çok iyi bilirsin, boşadır o çırpınışlar, kıvranışlar. Sonra derin bir “amaaan” çekersin kendi kendine. Sanki umursamamış gibi davrandığında geçip gidecekmiş gibi. Böyle avutursun kendini..
Tükenmiştir artık ümidin. Ona alışman gerektiğini bilirsin. Sonra bir kabulleniş süreci — hala kuytu bir köşede belki geçer düşüncesi — Ama nafile.
Bir kitap aldın eline okumaya başladın. Hiç beklemiyordun bunu değil mi ? Nasıl da seni boşluğundan çıkarıp kendi boşluğuna sürükledi. Şaşkınlık içerisindesin — biraz mutluluk — belki biraz da öfke. Henüz kendi boşluğuna yeni alışmıştın oysaki — bu yeni boşlukta neyin nesi ?
.
.
Yeni bir boşlukla tanışmaya hazırsanız eğer açın ve başlayın Kambur’u okumaya.