Bil ki; Allah (c.c), bir kulunun hayrını murat ettiğinde, ona kendi nefsinin kusurlarını gösterir. Basîretleri keskin olan kişilerin, ayıpları kendilerine gizli kalmaz. Eğer kul kendi ayıbını bilirse, onu tedavi etmesi mümkün olur. Ancak insanların çoğu kendi nefislerinin kusurları hakkında câhildir. Kardeşinin gözündeki kılı görür ama kendi gözündeki kütük parçasını görmez.
Cehalet hastalığı ilimle, cimrilik hastalığı cömertlikle, kibir hastalığı tevâzuyla, oburluk hastalığı ise her istediğini yemekten kaçınmakla tedavi edilir.
Ahlâkın gayesi: Dünya sevgisinin kalpten çıkartılıp Allah sevgisinin yerleştirilmesidir. Böylece o kalpte hiçbir şey Allah'a kavuşmaktan daha sevimli olmamalı; kişi, tüm malını Onun rızasının yolunda Ona ulaşmak için infak etmeli; kendi emrine verilen öfke ve şehvetini Onun rızası için ve Ona ulaştıracak yolda kullanmalıdır. Bu da ancak akıl ve şeriat muvazenesinde mümkün olur.
İbadetler zorla yapılır, kötülükleri terk etmek ağır gelirse, bu durum kişi için noksanlıktır ve bu hâl ile insan saadetin kemâl derecesine ulaşamaz. Evet, bu şekilde mücâhede tamamen terkten daha hayırlıdır.