Miralay Ferid, radyoyu öfkeyle kapatti. Ne olduğu anlaşılmayan bir şeyler homurdanarak, salonda şöyle bir gitti geldi. Yüzbaşı Demir'e,
-Gör halimizi, şahinim! -dedi-, Elin hanım evlâdı, takmış burnumuza halkayı, istediği yere çekipgötürüyor. Yedi düvelin işgalini târ ü mâr, hanedan-ı
Âl-i Osmanı hâk ile yeksân eden bu memlekette,
gık diyen de çıkmıyor. Sanki millet dilini yutmus.
Hani nerde bunun münevveri, nerde amelesi, nerde
askeri? Hani nerde bu memleketin gençliği?
O dakikaya kadar Yüzbaşı Demir, Miralay'ı,eski bir askerde' hâlâ bunca ateş ve coşkunluk nasıl olabiliyor diye, biraz merak, epeyce saygıyla dinlemişti. Bu defa konuştu. Her zaman dolu dolu olan,sesi. nedense keskinleşmişti. Ciddî bir hesaplaşmayı sonuca bağlarmış gibi, sert sert konuşuyordu:
-..isçilerimiz mi? İşçilerimiz, o sizin hanım evlâdı' öl dese, yoluna ölecek Albay'ım.Uyandır-
maya kalkışanlar, hapiste. Aydınlar çürük çıktı, ya
kimin arabasına binerlerse onun türküsünü çağırıyorlar ya başarısızlıklarının kahrını kafayı çekip meyhanelerde atıp
tutmakla gideriyorlar, Gençliğe
sinemayla futbol yetiyor. Orduya gelince, olanları kışlasın dan ibretle seyrediyor, ibretle ve utanarak.Sözünün sonunda hiç beklenmedik bir laf etti:
.bu, sizin eseriniz albayım..
..