Başta da söylediğim gibi; bu iş tek taraflı değil, sevgi tek başına ve kendiliğinden ne güzeldir, ne çirkin. Güzeldir güzel yapılırsa, çirkindir çirkin yapılırsa. Düşkün bir insanın arzularına çirkince kapılmak ne kadar kötüyse, değerli bir insana kendini güzel bir şekilde vermek o kadar iyidir. Düşkün dediğimiz; orta malı sevgiye düşen, candan çok bedeni seven adamdır. Bu sevgi uzun sürmez, çünkü sevilen şey sürekli değildir. Asıl sevdiği şey, sevgilinin bedeni bir çiçek gibi solar solmaz, sözler, antlarla birlikte sevgi de uçar gider. Bir insanı, içi güzel diye sevense ömür boyu sever, çünkü sürekli bir şeye bağlanmıştır. İşte bizim geleneğimizin istediği, bu sevgililerin birbirini en iyi, en güzel şekilde denemesi, kötü arzulardan kaçıp iyi arzulara uymalarıdır. Onun için kimine koş, kimine kaç der, bu yarışmada sevenin de, sevilenin de iyi cinsten mi, kötü cinsten mi olduklarına bakarız. Yine bunun içindir ki, çabuk ele geçirmeyi ayıp sayar, aradan bir zaman geçmesini isteriz, çünkü çoğu zaman denemeye en iyi fırsat veren budur. Kötü gördüğümüz başka bir şey de, para yahut mevki uğruna kendini vermek, korku ve baskı altında gevşemek, yahut da para, politika oyunlarının çekiciliğine kapılmaktır. Kötü görürüz, çünkü bunların sağlam, sürekli bir tarafı yoktur, üstelik güzel sevgi doğmaz bunlardan.