Çünkü eğer bu sanatlarda, her birine ait kanunlar diğerinin kanunlarından fiilen ayırt edilmezse, doğru ve kesin bilgi peşinde koşan bir insanın cedelî olduklarını bilmeksizin cedelî şeyleri kullanıp kullanmadığından emin olunamaz. Böylece o insan kesin bilgiden sapıp kuvvetli zanlara gidebilir veya yine bu durumda insan farkında olmaksızın retorik (hatabî) şeyleri kullanıp ikna etme yoluna gidebilir veya farkında olmaksızın aldatıcı şeyleri kullanıp ya doğru olmayan bir şeyi doğru zannedebilir veya şaşkınlığa düşebilir veya yine böyle bir insan şiirsel şeyler olduklarını fark etmeksizin şiirsel sözler kullanabilir, böylece aslında görüşlerinde tahayyüle dayandığı halde, kendi aklınca doğruya götüren yolda olduğunu ve amacına ulaştığını sanabilir. Oysa gerçekte ona ulaşmamıştır. Nitekim gıda ile ilaçları bilen biri, eğer zehirleri ve alametlerini tam bir bilgi ile bilecek, gıda ile ilacı zehirden fiilen ayırabilecek durumda değilse, farkında olmadan gıdayı ilaç, ilacı da gıda sanabilir, zehir alıp mahvolma tehlikesinden korunamaz.
İşte sözlerle ilgili olarak nahivcinin bakışı ile mantıkçının bakışı arasındaki fark budur. Yani nahiv ilmi herhangi bir topluluğun sözlerine has olan kanunları verir ve bu topluluğun sözleri ile başkasının sözlerinde ortak olan şeyleri ise ortak olmaları bakımından değil, sözü edilen nahiv ilminin kendisi için yapıldığı özel dilde mevcut olması bakımından inceler. Mantık ise sözlerle ilgili olarak verdiği kanunlarda sadece toplulukların dillerinde ortak olan sözlerin kanunlarını verir. O bunları ortak olmaları bakımından ele alır. Herhangi bir topluluğun sözlerine has olan şeyleri incelemez; tersine o, bununla ilgili olarak muhtaç olunan şeylerin bu dille özel olarak ilgilenen ilmin sahibinden alınıp öğrenilmesini tavsiye eder.
Kardeşlerim, yüzünüzdeki üzüntüye korku karışmış.
Burası Türk sarayı değil, İngiliz sarayı.
Harry'nin yerine Harry çıktı tahta
Bir Murat'ın ardından başka bir Murat değil.