Demek ne sevenler dost, ne sevilenler; ne benzerler, ne karşıtlar; ne iyiler, ne uygunlar ne de sözünü ettiğimiz daha bir sürü başka şeyler ... O kadar çok ki hatırlamıyorum. Bütün bunların hiçbiri dost değilse susmaktan başka çare kalmıyor.
Demin varlıklar üç çeşittir, dedik: İyi, kötü, bir de ne iyi ne kötü. Şimdi kötü ortadan kalktı da yalnız ikisi kaldı, diyelim. Ne iyi ne kötü dediğimiz şeylerden hiçbiri, ne ruh, ne beden kötü ile karşılaşmayacak olursa, iyi artık bize faydalı olabilir mi, bir işimize yarayabilir mi? Hiçbir şeyden kötülük görmeyince, hiçbir yardıma ihtiyacımız da kalmaz. O zaman deriz ki, bize iyiyi aratan ve sevdiren kötüymüş, çünkü kötü bir hastalık, iyi de onun devasıydı. Hastalık ortadan kalkınca devayı niçin arayalım? Demek ki iyi kendi başına hiçbir işimize yaramayan, bir şeydir. İyi ile kötü arasında bulunan biz insanlar, onu kötüden ötürü severiz öyle mi?
Gene öyle düşünerek diyebiliriz ki, bilgiye varmış olanlar, ister Tanrı ister insan olsunlar, artık bilgiyi sevemezler; öte yandan, kötü denecek kadar bilgisiz olanlar da istemezler bilgiyi; büsbütün bilgisiz ve kötü bir insanın bilgiyi sevdiği görülmemiştir. Bunların dışındakiler, bilgisizlik denen kötülüğün içinde bulunmakla beraber, her türlü bilgi ve anlayıştan uzak olmayan, hiç olmazsa bilmedikleri şeyleri bilmediklerini kabul eden insanlardır. İşte bunun için bilgiyi sevenler ne iyi ne kötü olanlardır. Onu iyiler de sevmez, kötüler de; çünkü karşıt karşıtın, benzer benzerin dostu olamaz demiştik, değil mi?