Kuyrukluyıldızlar yalnız olur Suzan hanım, o muhteşem kuyruklarını çarpa çarpa geçerler hayattan. Onlara, güzelliklerini veren kuyrukları nedeniyle yaklaşılmaz. Onlar da kuyrukları olmadan olamazlar.
İri siyah gözlü Azeri bir kadın şarkı söylüyordu televizyonda. Sözleri pek anlaşılmıyordu. Biraz dinledik. Ekmel Bey "Hardasan yar diyor,"dedi, "ateştesin, hardasın." "Bence nardasan diyor," dedim. "Ha har ha nar, ikisi de ateş," dedi. "Ama nerdesin demek de istiyor olabilir," dedim, "nardasan yar." " O da ateş değil mi?" dedi, "ayrılık." Doğru.
Keşke biraz daha kalsaydım. Keşke yarın gene geleceğim deseydim. Gene geleceğim, çünkü sizi kendime benzettim. Sizi ve kendimi suda yüzen yağ damlasına benzettim. Kendine benzeyen bir damla arayan ve bir türlü suya karışamayan iki yağ damlası. Yüzüyoruz işte suda. Başıboş. Öyle parçalanmışız ki artık daha fazla parçalanmak ölmek demek. Ama yine de varız ve belli oluyoruz suyun üstünde.
Bilge telefon etti bugün, sesi yine soğuktu, annesi yanındaydı muhakkak. Babanı ara demiştir.
(Niye Bilge koydum ki adını? Zararsız bir çiçek adı koysaydım keşke: Nergis, Çiğdem, Fulya, hatta Gül.)