Aras gökyüzüne bakarken, "Yüksek binalar, doğanın mucizelerini nasıl da örtüyor," diye mırıldandı. Çatlak "Evet mükemmel bir manzara. İnsan bu manzaraya bakınca varlığını sorguluyor, düşünmeye başlıyor. Şehirler bizim düşünme yeteneğimizi elimizden alıyor maalesef. Antik dönem felsefecilerinin üzerine neredeyse başka bir düşünce üslubu geliştiremememizin sebebi de budur. En azından nedenini sorgulayanlar, felsefenin kaynağının gökyüzünden geldiğini anlar. Hem sadece düşünmek için değil yön bulmak için de ideal bir harita gibi değil mi?"
Hristiyanlar neye inanıyor biraz daha başa dönelim istersen... İsa bu dünyadan göçmeden önce annesi Meryem'i Havari Yuhanna'ya teslim etmişti. Havari Yuhanna, İsa'dan sonra Kudüs'ün daha da tehlikeli olacağını düşündüğü için Meryem Ana'yı da alıp kuzeye doğru göç etti. O dönemin ünlü kentlerinden Efes'e kadar bu göç devam etti ve en sonunda buraya yerleşmeye karar verdiler. O dönemde Efes de Romalıların kontrolünde olduğu için gözlerden uzak olan Bülbül Dağı'nın arka yamacındaki ormanda saklandılar ve burada küçük bir barınak yaptılar. Meryem Ana'nın yaklaşık 100 yaşına kadar burada yaşadığı söylenir. Ama bu evin tam olarak neresi olduğunu kimse bilmiyordu. Yüzyıllardır bu bir sır olarak kaldı. Fakat 1824 yılında Almanya'da yaşamış olan Anna Katarina adında rahibe, bir gün rüyasında Meryem Ana'yı gördüğünü söyledi. Çevresindekilere Meryem Ana Evi'nin Efes şehrinin arkasındaki dağda olduğunu hem Efes'i hem de denizi gördüğünü, serin bir de kaynak suyu bulunduğunu anlattı.