Batı Trakya'da bulunduğu sürede ilginç bir şekilde Süleyman Zeynel Abidin müstearını kullanmayı tercih etti. Bab-ı Âli ile yaptığı yazışmalarda da bu ismi kullanmıştı. Müstearı aynı zamanda dedesi Süleyman Zeynel Abidin'in ismiydi. Enver Bey, bu dönemde Süleyman Askeri ve Eşref Beylere gönderdiği telgraf ve yazılarda Suavi takma adını kullanmayı tercih etti. Bu yönüyle bakıldığında izlenmek veya saklanmak için yapılmış bir girişim gibi durmamaktadır. Aslında bu durum Türk gayrinizami harp tarihinde sonradan sıklıkla rastlayacağımız, müstear veyahut kod adı kullanma geleneğinin de başlangıcını teşkil etmektedir.
Trablusgarp'tan dönmelerini müteakip, Süleyman Askeri geçici görevle Bolayır'a gönderilirken Eşref, Enver Bey tarafından daha özel bir iş ile görevlendirilmişti. Muhtemelen mevcut ordu ile istediklerini yapamadığı takdirde, elinde çete benzeri bir kuvvet olmasını istiyordu. Eşref bu iş için biçilmiş kaftandı. Kardeşi Hacı Sami (Selim Sami), iki buçuk yıldır dağdaydı, daha doğru ifade ile eşkıyalık yapıyordu. Enver'in kafasındaki planı gerçekleştirecek kişi Eşref olduğu için bu görev kendisine verildi.
Enver, saraya damatlığı, Hürriyet ve Trablusgarp kahramanlıklarının yanına bir de "Edirne Fatihi" ünvanını eklemişti ki yaptıkları ve yapacakları artık sorgulanabilir olmaktan uzaktı. Trablusgarp dönüşünde tüm ihtimalleri hesaba katarak elinde bir gönüllü çete kuvvetinin bulunması için hazırlıklara başladı. Makedonya ve Trablusgarp deneyimleri, gayrinizami harbin ne kadar değerli olduğunu açıkça ortaya koymuş, özellikle Trablusgarp'ta italyanların sahilden İç kesimlere geçmesini engellemişti. Şimdi benzer bir teşkilatı, Bulgar ve Yunanlılara karşı tesis edecekti.
Enver, Kamil Paşa hükümetini devirdikten sonra sulh yapılmamasını ve harbin bir an önce başlamasını istiyordu. ilk hedefi ise Edirne'yi bir an önce kurtarabilmekti. Ancak hangi ordu ve askerle bunu başaracaktı? Halaskar Zabıtan meselesi orta yerde durduğu gibi subaylar ikiye bölünmüştü İttihatçılar ve itilafçılar.
Bab-ı Âli baskını yahut hükümet darbesi, 15 dakika içinde olup bitmişti. Fakat darbe sırasında kan akmış, Nazım Paşa Yakup Cemal'in silahından çıkan kurşunla vurularak ölmüştü.