Omur boyu korktuğu an geldiğinde bu kadar sakın ve onurlu davranacağını, kendisi dahil ,hiç kimse tahmin edemezdi.
Yere diz çoktu. Başından sarığını kendi elleriyle çıkardı, yere koydu ve boynunu eğerek celladın kemendine doğru uzattı.
Üzerimde beyaz kefen, kulağımda bağırtıların çağırtıların postal seslerine karıştığı bir uğultu vardı ve bu uğultunun içinden yanık bir ses öne çıkıyordu, türkü mü okuyordu, bana mı öyle geliyordu… Yarını bugüne mi taşıdım yoksa ben , muhayyelemde?
İnsan yaşlandıkça duyguları da değişir. Nasıl ki bir zamanlar deli gibi aşık olduğun bir kadın gün gelir seni heyecanlandırmazsa, hatta onu gördüğünde arkanı dönüp kaçmak için fırsat kollarsan, zamanla doğduğun kent de senin için yabancılaşır,bir anlam ifade etmez olur. Orada yaşadığın en tatlı anılar ıvır zıvır günlük olayın kalabalığı altında ezilir, yok olur.
‘’Bu yüzden işte, bir türlü sayamıyordu Bir’den Üç’e. Bir’i bir kenara kaldırmıştı,Iki’yi bir kenara. Habire savruluyordu ikisinin arasında;eksiliyordu,toplamlarına varamadıkça””