hülya

hülya
@Kutuphanem0519
Bazen de yol terbiye eder insanı. Yaşatarak buldurur, Düşünerek bulamadıklarını...
Puan vermedi·204 syf.·
2026 10. kitabı
Kimilerinin her şeyin bittiğini sandığı, kimilerinin de yeni bir hayatın başladığına inandığı yerde, yüksek duvarlarla gözlerden gizlenmiş eski bir mezarlığın sessizliğinde Aynalı Baba. Ayna parçaları taktığı sarığı ve cübbesi, teneke parçaları iliştirdiği pejmürde kıyafetiyle tam bir tezat teşkil eden vakara sahip yaşlı bir adam. Ve Raci.. Pozitivizm ve maneviyat arasında sıkışıp kalmış huzursuz bir genç. Osmanlı'nın son dönem aydınlarından Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi, Amak-ı Hayal isimli kitabında buluşturmuştur bu iki karakteri. Kitap, okuru, mürşid-i kamil olan Aynalı Baba rehberliğinde irfana uzanan gizemli bir yolculuğa davet eder. Raci, yolculuğun sonunda hayallerin derinliklerinde kaybolmanın aslında kendini bulmak olduğunu keşfedecektir. Amak-ı Hayal konusu itibarıyla bir seyri sülûk kitabıdır. Ancak yazım türü olarak hangi kategoriye girdiği tartışma konusu olmuştur. İlk tasavvufî roman olduğunu söyleyenler çoğunlukta olsa da içerisindeki Buda, Zerdüşt, Brahman, Platon gibi İslam dışı unsurların varlığı onu alışılmış bir tasavvuf kitabı olmaktan çıkarmaktadır. Üslup açısından ise her ne kadar roman türüne yakın görülse de modern roman kriterlerine tam olarak uymamaktadır. Bu bakımdan Amak-ı Hayal ne tam bir roman ne de tam bir hikaye kitabı sayılabilmiştir. Muhtevası ise ne sadece tasavvuf ne de sadece felsefedir. Anlaşılan o ki Darulfununda felsefe hocalığı yapan ve tasavvufla iç içe bir hayat yaşayan yazarın bu kitapla amacı, felsefî, tasavvufî ve ahlâkî konulara ait görüşlerini okucuyu sıkmadan bir kurgu dahilinde aktarmaktır. Roman tekniğini ise sadece bir kılıf olarak kullanmıştır. Amak-ı Hayal iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Raci ve Aynalı Baba'nın tanışmasına ve Raci'nin rüya aleminde
A'mâk-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202122,4bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·229 syf.·
2025 25. kitabı
Millî mücadelenin vatanperver kahramanları ile nefisperver firavunları .. Tarih 5 Ağustos 1921. Korkulan olmuş, Bursa düşmüş, Türk ordusu Sakarya’nın doğusuna kadar çekilmiş ve ne yazık ki Osmanlı imparatorluğu çökmüştür. Henüz birkaç ay önce büyük umutlarla Ankara'da açılmış olan Millet Meclisi, yetkilerinin Mustafa Kemal Paşa’ya devredilmesi gündemiyle toplanmıştır. İşte bu sahneyle başlar Tarık Buğra'nın unutulmaz eseri Firavun İmanı. Bu roman bir ulusun millî mücadele tarihine düşülmüş bir not niteliği taşısa da asla bir tarih kitabı değildir. Edebiyatçılar tarafından tam bir politik gerilim kitabı olarak değerlendirilmektedir. Zira kitap, cephede göğsünü düşmana siper eden Mehmetçiğin, kolunu, bacağını hatta canını bıraktığı savaş meydanlarından değil, cephe gerisinde, yeni kurulacak ülkenin tam kalbinde yani Ankara'da dönen siyasî oyun ve entrikalardan bahsetmektedir. Hem de yaşamaları da çökmeleri de aynı kadere bağlanmış insanların el ele verip ölüme karşı direnecek yerde birbirlerine düşerek çevirdikleri siyasî entrikalardan. Tıpkı düşmanla kahramanca savaşarak büyük bir zaferle dönen insanın, kendi arzu ve istekleri karşısında mağlup olup hayatını mahvetmesi gibi. Zira devletler de insanlar gibidir ve asıl savaş, insanın dışarıdaki düşmanıyla değil kendi içinde sürdürdüğü savaştır. Bu da savaşların en ürperticisi en yüksek parçalayıcısıdır. Tarık Buğra bu durumu, sağlam bir bünyedeki işleri hastalıklara, mikroplara karşı koymak, onları yenmek olan akyuvarların, gerçek düşmanlarını bırakıp birbirini yemeye başlamasına benzetir. Romanın en önemli karakterlerinden biri olan Hüseyin Avni bu hakikati şöyle dile getirir: "Asıl savaş galiba zaferden sonra başlayacak"(syf:180) Roman "Kıran kırana bir güreş müsabakasını
Firavun İmanıTarık Buğra · İletişim Yayınları · 20181,409 okunma
Puan vermedi·165 syf.·
2025 22. kitabı
Ne olağanüstü bir yaşama gücü bu Tıpkı bir devedikeni (tatar) çiçeği gibi. Onu koparmak için harcanan onca çabaya rağmen kendini nasıl da savundu ve postunu nasıl da pahalıya sattı.. Ancak Tolstoy gibi usta bir yazar böyle güzel anlatabilirdi kahramanca bir ölümü, Hacı Murat'ın ölümünü.. Tolstoy'un son kahramanı.. Ardında gizemli bir hayat bırakarak, onurlu bir ölümle 1852 yılında ayrıldı dünyadan. Avar kökenli Kafkasyalı bir liderdi ve büyük Çeçen komutanı Şeyh Şamil'in en önemli naibiydi. Adı, Tolstoy'un vefatından sonra yayınlanan son eserine isim oldu. Tolstoy, Hacı Murat'ın hikayesini Rus kaynaklara bağlı kalarak anlatmıştır. Romanda Hacı Murat ve Şeyh Şamil arasında Şamil'in, onu kendi liderliği açısından bir tehlike olarak görmesi nedeniyle bir ihtilaf oluşur. Şamil'in, Hacı Murat'ın ailesini yakalayıp tehdit etmesi üzerine Hacı Murat, ailesini kurtarmak ve Şamil'i yenmek için Rus destekli bir ordunun başına geçme planıyla Ruslarla işbirliği yapmak ister. Roman Hacı Murat'ın Ruslara iltica etmesiyle başlayan ve trajik bir ölümle neticelenen bu süreçten bahsetmektedir. Bununla birlikte farklı tarihsel kaynaklara bakıldığında durum, hiç de Tolstoy'un anlattığı kesinlikte değildir. Wikipedia'da Hacı Murat'ın Ruslarla ilişkisi şu şekilde geçmektedir: "Rusya kendi sanayi inkılaplarını gerçekleştirmiştir ve artık ağızdan dolma tüfeklerle Ruslar'a karşı savaşmak Avarlar için zorlaşmıştır. Hacı Murad, Şamil'e Ruslar'a iltica edeceğini böylece geri hatlara sarkıp düşmanı arkadan vurarak Rus birliklerinin dayanak noktalarını yok edeceğini söyler, ama bu fikir Şamil'ce tutulmaz. Hacı Murad yine de Ruslar'a iltica eder, planlarını gerçekleştiremez ve esir hayatı yaşamaya mecbur edilir, esarete dayanamayarak kaçar ama
Hacı MuratLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201918,5bin okunma
Puan vermedi·222 syf.·
2025 21. kitabı
Gitsem, onlara gitsem ve desem ki: Bana gerçeklik zevki veren ulular! Ben de sizin gibi oldum. Öldüm. Fakat zehri şeker gibi yutmak değil, şekerden seçmeden yutmak gerekmiş. Zira insan, değil acı ve tatlı kaydından, hatta sırasında aşkından bile geçmedikçe ölmüş olmuyor. Ölmeden önce yaşamak ise can çekişmekten başka bir şey değil.. İşte ben de onun için öldüm; her zerresinden hayat taşan, her nefese bin can satın alan bir Çelebi gibi, artık ben de yaşayan bir ölüyüm! Manevî arayış içerisindeki insanın, beşerlikten hakikî insanlığa giden yolda yaşadığı büyük dönüşümü anlatan Yaşayan Ölü, sufî yazar Samiha Ayverdi'nin kaleminden çıkmış dikkate değer bir tasavvufî romandır. Yazar, 8'i roman olmak üzere birbirinden değerli 40 eseri Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatına kazandırmıştır. Roman, İstanbul'un sosyal ve ekonomik yönden üst düzey ailelerinden birine mensup genç bir kız olan Leyla'nın hikayesini anlatmaktadır. Leyla, menfaat, hırs ve yalanlarla dolu çevresinden kaçarak daha sakin ve huzurlu bir yaşam sürme umuduyla Konya'ya taşınır. Burada tanıştığı sufî hattat Gerçek Çelebi ve torunu Ayşe vesilesi ile büyük bir psikolojik dönüşüm sürecine girer. Bir nevi ruhsal büyüme ve kemale erme yolcuğu olan bu süreç, derin bir varoluş sancısıyla başlamış ve zorlu sınavlar karşısında iradesinin hakkını vererek kendi özündeki iyiyi, doğruyu ve güzeli keşfetmesiyle yani kendini bulmasıyla neticelenmiştir. Leyla'nın bu süreçteki en büyük sınavı ise hayatında ilk kez tattığı gerçek aşk duygusu olmuştur. Samiha Ayverdi, kahramanın kemâle erme yolculuğu esnasında yaşadığı savrulmaları son derece etkileyici psikolojik tahlillerle gözler önüne serer. Bu tahliller, Leyla'nın iç dünyasını olduğu gibi yansıtmakla kalmaz, okuyucunun da kendisini
Yaşayan ÖlüSâmiha Ayverdi · Kubbealtı Neşriyatı · 2009626 okunma
Müslümanca yaşamak için müslümanca düşünmek gerekir...
Puan vermedi·168 syf.·
2025 16. kitabı
Her biri üstün edebî istidatla donanmış bir grup genç.. Yolları Kahramanmaraş lisesinde kesişti, bir daha da hiç ayrılmadı. Sezai Karakoç ve Necip Fazıl Kısakürek'in açtığı yoldan birlikte yürüdüler. Böylece daha ilk gençlik yıllarında başlayan dostluk ve edebî faaliyetler 2000'li yıllara kadar devam etti.Türkiye'nin hem çok okunan hem de çok sevilen şair ve yazarları oldular. En güzel ismi onlara halk yakıştırdı: Yedi güzel adam Yedi güzel adamın son üyesi Rasim Özdenören, ardında birçok öykü ve deneme bırakarak 2022 yılında ayrıldı dünyadan. Türkçeyi doğru ve güzel kullanmadaki mahareti, iyi bir gözlemci oluşu, insanı ve toplumu doğru okumadaki feraseti, meseleler karşısındaki yerli ve millî duruşu ve daha birçok meziyeti sayesinde hüsnü kabul gördü. Türk düşünce dünyasına armağan ettiği onlarca unutulmaz eser arasında en meşhur olanlar Gül Yetiştiren Adam ve Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler oldu. Rasim Özdenören, günümüz dünyasında müslümana yakışır bir duruşa sahip olmaktan aciz olan İslâm ümmetinin temel sorununun, müslümanca düşünme yeteneğinden yoksunluk olduğu görüşündedir. Bu konuda yazmış olduğu ve Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler ismini verdiği kitabında, müslümanca düşünme nasıl olmalıdır, İslâm hakkında malûmat sahibi olmak müslümanca düşünmek için yeterli midir, kötü bir dünyada iyi bir müslüman olmak için nihaî hedefimiz ne olmalıdır, Batı bilim ve teknolojisi karşısındaki sağlıklı duruşumuz nasıl olmalıdır vb. gibi sorulara yanıt aramıştır. İlk baskısı 1985 yılında yapılmış olan kitap, 1999 yılında yapılan 9. baskısında, temel metne dokunulmadan, gereksiz ifadelerin silinmesi ve kimi yerlerdeki ifade zaaflarının giderilmeye çalışılması suretiyle yeniden düzenlenmiştir. Buna rağmen yazar, olması gereken metne
Müslümanca Düşünme Üzerine DenemelerRasim Özdenören · İz Yayınları · 202110,4bin okunma