Holokost filmlerini izlerken ya da kitaplarını okurken hep Tanrı buna nasıl izin verdi derim. Kitabı okurken de Kolima için Tanrı’nın unuttuğu bir yer diye sık sık içimden geçirdim.Kolima öyküleri buz gibi bir dille, süsleme, duygu sömürüsü, dramatik patlamalar olmadan, her an başka başka ölümlerle, insanı ayakta tutan dayanışma, onur, ahlak gibi değerlerin nasıl yok edildiğine, insanlığın nasıl kaybolduğuna tanık oluyoruz.
Burada kötü doğduğunuz için değil, hayat şartları, koşullar yüzünden kötüsünüz. Kampta bir gün kurban olan diğer bir gün karnını doyurmak, ısınmak, dinlenmek için bir başkasını satabilir.Varsa yoksa normlar. insan sadece üretim için var.İşin biterse yenisi gelir. Normunu tamamlamayan kişi kanuna karşı gelmiş ve devlete ihanet etmiş demektir. Bunun karşılığını cezasına ek bir cezayla hatta hayatıyla öder.Burada maalesef mahkumların hakkı az, yükümlülüğü ise çok.
Cezalar bireyleri ıslah etmek içindir.Ama Kolima’da yok etmek için.Daha iyi yemek için daha çok çalışmak gerekiyordu; daha çok çalışmak içinse daha iyi yemek.Nasıl bir kısır döngüyse artık.
Doğa da burada devletin bir şiddet aracı gibi. Burayı seçmişler zaten buraya ulaşmak son derece zor.Burası Dünya’nın bittiği yer, Dünya’nın sonu.Donmuş topraklar aynı zamanda doğal kaynaklar ve kıymetli madenler açısından da son derece zengin bir yer. Rejim bölgeyi ekonomik değer elde etmek için endüstrileştiriyor. İnsan sömürüsü, doğal kaynak sömürüsüyle birleşiyor.
Çok zor uzun kışlar. Yazlar yok gibi. İnsanlar günleri sayamıyorlar. Mevsimler kaybolmuş.Umutları kaybolmuş. Soğuk öldürücü.Devlet hiç ellerini bile kirletmeden doğa mahkûmların icaplarına bakıyor.
Düşünce suçluları, adi suçlulardan bile daha aşağıda.Düşünen, okuyan insan istemiyorlar.Böyle insanları sistemleri için bir tehdit