Arkadaşlarımın çoğu gibi mektebe lalalarla, uşaklarla gitmedim. Ne yeni, süslü elbiselerim, ne su geçmez potinim, ne sıcak paltom vardı. Daima diz kapaklarım yamalı, daima dirseklerim biraz dışarıya fırlamış gezdim. Hiç kimse mektebe giderken bin türlü sıkı tembihle beni öpmedi, ne de akşam üstü yolumu dört
gözle beklediler. Hattâ eve ne kadar geç gelirsem etrafımdakiler o kadar rahattı. Bununla beraber mesuttum. Bütün bu şeylerin yokluğuna karşılık hayatı ve sokağı kazanmıştım. Mevsimler, insanlar, hayvanlar, eşya en munis, en değişik yüzleriyle benimdiler.
Akıp giden denizde yol alan gemidekiler, kıyıdaki kamışlık gidiyor sanır.
Biz de şu dünyadan, geçip gidiyoruz da; giderken dünya yürüyüp gidiyor sanıyoruz.
Meydan gepgeniş, fakat meydanda er yok: alemin halleri, bildiğin gibi değil.
Gördüklerin, görünüşte evliyâye benzerler ama önlerinde Müslümanlığın kokusu bile yok.