BRHÇ, içeriği ile olduğu kadar dili ile de büyülü bir kitap olarak yer etti zihnimde.
Öykülerin önemli bir bölümü taşrayı konu edindi. Hem okuma birikimim hem de yaşantım çerçevesinde yeni bir içeriğe rastlamadım. Fakat bu çok da arzu etmem gereken bir şey gibi gelmiyor bana. Burada olsa olsa yansıtma biçimi ile ilgili konuşabilirim ki usta işi bir üslupla karşılaştığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Hangi dönemi, hangi yöreyi, hangi düşünce biçimini işlediyse ona uygun bir dil işçiliği ortaya koymuş Esra Kahya. Metinlerinden elde ettiğim izlenimden ve benzer bir çocukluk dönemi geçirmemden kaynaklı olarak öyküleri hem hiç yabancılık çekmeden okudum hem de Kahya'nın çocukluğundan müthiş derecede faydalandığını, yine aynı oranda kuvvetli bir hafızaya sahip olduğunu anladım. Üstelik bu hafıza yalnızca kelimeler, durumlar, olaylarla da sınırlı kalmadı. Duyguyu da bütün canlılığıyla koruyabildi.
Öykülerin bana göre çok değerli iki ayağı vardı: Dil ve duygu.
Öykülerde rastladığım belirgin unsurlardan biri çocuklar oldu. Kişilerin yaşları büyüse de çocuksu duygular, bakışlar varlığını korudu.
Sıklıkla geriye dönüş tekniğine rastladım. Özellikle neden-sonuç ilişkisi kurma adına son derece işlevsel kullanıldığını düşünüyorum. Beri yandan metinlerin belirli bir matematiğinin olmadığı hissine kapıldım. Zira bu geriye dönüşlerin zaman zaman göze fazla batmayacak zayıf ilgilerle kullanıldığını gözlemledim. Bazen yazar kumaşı teknik bilginin önüne geçer. Bir yazı diliniz olur ve her şey doğal biçimde gelişir. Bu çerçevede Kahya'yı, yanılma payım ile birlikte, "doğal" bir yazar olarak değerlendirdim. Zira her biri tek başına ayakta durabilecek kadar güçlü öyküleri bir araya toplamak hiç de kolay bir iş değil.
Edebiyatımızda daha çok Latife Tekin'den aşina olduğumuz içeriklere ve