Dark City (1998) — Alex Proyas'ın neo-noir bilim kurgu klasiği.
Film, kim olduğunu hatırlamayan bir adamın (Rufus Sewell) karanlık, sürekli gece olan bir şehirde gerçeği arayışını anlatıyor. Şehrin mimarisi ve atmosferi baştan sona kasvetli, art deco ile gotik unsurları harmanlayan benzersiz bir estetik sunuyor. Her gece gizem içinde yeniden şekillenen bu şehir, filmin hem ana karakteri hem de en güçlü metaforu.
Kimlik, bellek ve insan deneyiminin özgünlüğü üzerine ciddi sorular soruyor. "Bizi biz yapan anılarımız mı, yoksa başka bir şey mi?" sorusu filmin kalbinde yatıyor. Matrix'ten (1999) bir yıl önce çıktığını düşünürsen, benzer felsefi sorgulamaları çok daha içe dönük ve melankolik bir tonla işlediğini görürsün.
Görsel tasarım olağanüstü; set yapımı, kostüm ve ışık kullanımı bugün bile etkileyici. Özellikle "Tune" kavramı etrafında kurulan telekinetik sahneler dönemine göre çok iyi yaşlanmış. Müzik (Trevor Jones) filmin karanlık tonunu mükemmel destekliyor.
Rufus Sewell'ın performansı biraz soluk kalıyor; Kiefer Sutherland'ın biraz abartılı ama karizmatik yorumu ve William Hurt'ün detective karakteri onu gölgede bırakıyor. Finalin aksiyona kayması, filmin daha önce kurduğu soğuk ve gizemli atmosferle tam uyuşmuyor.