Kendisini onun kadar hırpalayan, zayıflıklarını, ruhundaki gölgeli noktaları acımasızca gözleyen, neredeyse kendinin yargıcı ve celladı olan bir “başka kişi tanımadım şimdiye kadar. Adorno’nun sözleriyle: “Normal insanların ahlaki yükümlülük saydığı şey onda bir takıntıydı; sürekli olarak kendi hatalarını yakalamaya uğraşıyordu.” Kendine acıma, pişman olma, günah çıkarma, sempati kazanma, merhamet talep etme biçiminde bir öz sorgulama değildi bu. Tam tersine, belki de kendini daha da zor duruma düşürecek biçimde hep keskin bir bıçağın ucunda yürümeyi tercih ediyordu.”