Kendimizi diğerlerinden farklı görmeye ve genellikle de daha üstün görmeye meyilliyiz. Yapılan çalışmalar, insanların yüzde 65'inin ortalamadan daha yetenekli olduğuna, yüzde 80'inin ise ortalamadan daha iyi bir sürücü olduğuna inandığını gösteriyor. Büyük çoğunluğun kendini ortalamadan daha iyi gördüğü bir yerde ya ortalamada bir sorun vardır ya da böyle düşünenlerde.
Ne yazık ki etrafımız sürekli "kendine inan", "çok çalış" ve "başar" motivasyonları ile dolu vaziyette. Oysa standart tanımlanmış başarılara ulaşma olasılığımız sandığımızdan çok daha küçük, üstelik başaracağımız şeyin ne olduğu ve hatta gerçekten isteyip istemediğimize ilişkin de pek bir düşüncemiz yok. Sürekli aynı yalanlarla bezeli bir dünyada yaşarken arabalara havlayan köpeklere dönüşüyoruz. Başarıya ulaştığımız anda ne yapacağımıza dair pek bir fikrimiz yok, sadece her geçen arabaya havlıyoruz ve bunu yapmamızın temel nedeni etrafımızdaki diğer köpeklerin de arabalara havlamasından ibaret.
Önyargılarla dolu inançlarımıza bağlı kalmak noktasında çok inatçıyız ve üstelik, ne kadar saçma da olsa aldığımız her kararı kendimize makul hale getirecek rasyonel sebepler üretmek noktasında da çok yetenekliyiz.
Bugün Türkiye'de doğan bir çocuk, ortalama 5.800 dolar borç ile dünyaya geliyor; yani doğarken bile sıfırdan başlayamıyoruz. En zengin %1,1 dünyadaki servetin neredeyse yarısına sahipken, alt kesimde yer alan %55'lik çoğunluğun servetten aldığı pay yalnızca %1,3. Ülkemizde de durum pek farklı değil elbette; en zengin %1'lik kesim, servetin %39,5'ine, en zengin %5, %59,2'sine ve en zengin %10 ise neredeyse servetin %70'ine sahip.