Ben gene aynı yaşlardayken hiç unutamadığım bir şey söyledi bana: Kendi kafasını göstererek, "kızım" dedi, " bir kadının namusu belinden aşağısında değil, burada, kafasındadır. Farz edelim ki parası olduğu için bir adamla evlendin sen namussuz bir kadınsın bunu yaptığın için. O adama bağlı kalsan da onu hiç aldatmasan da gene namussuzsun. Çünkü parası yüzünden oturuyorsun o adamla. Asıl orospuluk budur. Parası uğruna cinsel ilişki kurmaktır asıl orospuluk.Hiç menfaat gütmeden ve başkalarına kötülük etmeden sevgili değiştiren kadına ben orospu demem, çapkın kadın derim ancak. Senin çapkın bir kadın olmanı istemem. Ama çıkarını kollayan nikahlı bir kadın olacağına çapkın bir kadın ol daha iyi."
1930'lu yılların Necip Fazıl'ı ile 1940'lı yılların Necip Fazıl'ı arasında uzaktan yakından en küçük bir benzerlik yoktur. Bunlar iki ayrı kişidir sanki. Birincisine çocukluğumdan beri çok iyi tanırdım. Annemin bir yakın arkadaşına âşık olduğundan, bizim evden çıkmazdı. İkincisini ise hiç görmedim, hiç tanımıyorum. Çünkü ben de bütün arkadaşlarım da 1940'tan sonra onunla selam sabahı kesmiştik. Süper-Mürşit olarak parlak kariyerini hayretler içinde uzaktan izledik ancak.
Bana kalırsa bir insanın yaşamında en güzel yıllar gençlik değil, otuz beş ile kırk beş arasıdır. Gençliğin sıkıntılarından kurtulmuş, yaşlılığın sorunlarıyla henüz karşılaşmamışsınızdır.