İçimizden birinin şu sözünede inanın ki: bütün bu kainat yalnız bir Tanrı için yapılmıştır. Kendisi sonsuz bir aydınlık içinde bulunduğu hâlde, bizi karanlıklar içerisine saldı.
Ben sana hakikati olduğu gibi söylüyorum. Küçük bir delilik alem olan insan, kendini daima bütün telakki ediyorsa da ben, başlangıçta her şeyi ondan ibaret olan bir kısmın, yani aydınlığı doğuran karanlığın, bir parçasıyım.
Benim göğsümün içinde, maalesef, iki ruhu yaşıyor ve bunların biri diğerinden ayrılmak istiyor: biri kuvvetli bir sevginin ihtirası içinde, dünyaya kenet gibi yakışan uvuzlarla sarılıyor, diğeri ise toz toprak içinden şiddetli kalkınarak ula ataların diyarına doğru yükseliyor.
Ben kendimde eksik olan şeyi burada mı bulacağım? Yoksa, insanların her yerde azap çektiklerini ve ancak tek tük kimselerin bahtiyar olabildiğini, binlerce kitaptan mı okuyacağım? Boş kafatası, karşımda ne sırıtıyorsun böyle? Vaktiyle senin beynin de benimki gibi şaşkınlık içinde refahlı günler aramış ve bütün hevesiyle alaca karanlıklarda, hakikatin peşinden perişan bir hâlde koşmuştun ondan...
Zekânın kabul ettiği en mükemmel şeylere, daima yabancı unsurlar karşı geliyor. Bu dünyada iyiliğe nail olursak, o zaman en iyi şeyleri yalan ve kuruntu sayıyoruz. Bize hayat bahşeden yüksek duygular bile beşeri temayüller arasında uyuşup kalıyor.