Çinli bir astronotun geçirdiği kaza sonucunda Mars'ta karşılaştığı bir medeniyetle tanışıyoruz "Kedi Gezegeni"nde. Bu ülke aslında 1920 ve 1930'lardaki Çin'in sembolik bir anlatımı. Kedi insanlar yozlaşmış, dışa bağımlı, cahil, karakterini kaybetmiş, herkesin kendi çıkarını gözettiği, kadınların değersizleştirildiği, toplum olma özelliğini kaybetmiş bir topluluk. Bu ülkede yabancılar ve büyülü yapraklar her şeyden değerli. Bunlar da İngiltere'nin sömürgeciliğine ve Çin halkını afyona bağımlı hale getirmesine bir gönderme.
Astronotun Büyük Akrep ve Küçük Akrep gibi kedi insanlarla ilişkisi ve yaptığı gözlemlerle bu ülkede siyasetin, ekonominin, eğitimin, adaletin nasıl da çökmüş olduğu anlatılıyor. Başta imparator olmak üzere tüm yönetim kademesi ülkeyi ayakta tutacak kurumların altını oyuyor. Halksa açlık ve büyülü yapraklarla kontrol edildiğinden ne gerçeği görmeye istekli ne de karşı koyacak cesareti var. Yazar, aydınların özentiliğine, toplumu kendi çıkarları için feda etmelerine ve bu sistemi yıkmak isteyen ama yerine inşa edecek bir şeyi olmayan devrimcilere de önemli eleştiriler getiriyor. Son cümlesine kadar çok karamsar bir havada ilerleyen roman iç savaş ve işgalle son buluyor.
Distopyaları sevenlere mutlaka tavsiye edeceğim bir kitap.
"Ölmekle de yok olmuş bir ülkeden kalan kölelerden olmayacağız. Vicdan her zaman hayattan önemlidir."
"Bir ülkenin halkı insanlığını kaybederse, ülke de saygınlığını yavaş yavaş kaybeder."
"Hiçbir sorunu çözmek istemeyen bir toplumda katlanma fikri yaygındır. Katlanmasalar nasıl yaşayabilirler?"