Bu asrın tuzağına düşen kişi, kendisini hür sanır. Asrın elinden zehir içmiştir de hâlâ kendini diri zanneder.
Toplum fidanının âb-ı hayâtı sensin.
Ümmetin emânetini koruyan muhafız
sensin. Fıtratındaki ulvî hasletleri aklınla keşfet.
Hazret-i Fâtıma, senin için bir nümûnedir; ondan gözünü ve gönlünü ayırma. Tâ ki, senin dalın da bir Hüseyin meyvesi versin; gülistan, eski mevsimi getirsin.
Islâmiyet; değil insana ve kadına, hiçbir varlığa şiddete müsâmaha etmez. Hayvanâta eziyete müsaade etmez. Bir ağacın dahî șiddetle silkelenmesine râzı olmaz.
İslâm; şefkat, merhamet, zarâfet ve nezâket dînidir.
Vaktiyle efendim Abdülmelik el-Harnûtî'ye [kuddise sirruhû), "Bana öğüt verin" diye ricada bulundum. Bana, "Ey Ahmed! Geriye dönüp bakan (maksuda) ulaşamaz. Şüpheci olan iflah olmaz. Nefsinin noksanlığını bilmeyenin de tüm vakitleri noksandır!" dedi.
Lutuf ve keremi sonsuz olan Cenâb-ı Hakk'ın kalp terbiyesi husûsunda da bir kuldan beklediği; "Nefsini bilen Rabbini tanır." hakîkatinin muktezâsınca, ilâhî azamet önündeki acziyet ve "hîç"liğini idrak ederek samîmî ve hâlisâne gayretlerde bulunmaktan ibarettir. Zira bu nefs mücâhedesinde gayret kuldan, tevfîk ise Allah'tandır.
Muhakkak ki Cenâb-ı Hakk'ın bir kuldan soracağı hesap da, onun üzerinde gerçekleşmiş olan ilâhî lutuflar nisbetindedir. Mühim olan, bir kulun nail olduğu nîmetler nisbetinde hakka ve hayra istikâmetlenmesidir.