"Üzülme!" diyordular o zaman. Ki bunu söyleyeceklerini biliyordu zaten, hep bunu söylerdiler "Üzülme!" Kolaysa gel de sen üzülme diye geçiriyordu içinden ama dişini sıkıyor, tek kelime etmiyordu ayıp olmasın diye.
Anlatmak değildi mesele, nasıl anlatacağını bilmekti. Bilmiyordu. Daha doğrusu, biliyordu bilmesine de, kendi bildiğin gibi anlat git işte, hayır efendim, öyle yapmıyordu. Kaptırıyordu kendini ve bir de bakıyordu ki jestleriyle olsun mimikleriyle olsun, vurgusuyla tonlamasıyla, şeddesiyle olsun, azamet gösterisiyle ve de maalesef eteklerini savuru savuru vermesiyle olsun farkında olmadan o şahsı taklit etmeye başlamış.
...aşk üzerine filozofları bile hayran bırakacak
birtakım konulara girdiler. Bu konuşmalarda Mahpeyker'in her zamanki gibi tensel cinsel zevkler gibi aşağılık tatlara, Ali Bey'in özlemi ise ruh gibi yüce zevklere ait idi.