İmanın şartlarında ikinci sırayı teşkil eden melekleri, sokak ağzıyla konuşturmak mı? Hem de cennette! Hem de dört büyük meleğin isimlerini vererek hepsini birden!
Haşa. Sümme haşa.
Konu cennette geçiyor. Herkesin bildiğidir. Adem aleyhisselam yaratılmış, melekler ona secdeyle emrolunmuş. Hepsi emre uymuş fakat cinlerden olan Azazil buna uymamış ve cennetten kovulmuş. Adı İblis olmuş. Lanetlenmiş.
Buradan sonrası değişiyor. Gerçi buraya kadar da hata var (İblis’i meleklerden saymak gibi) ama geçelim. Azazil, yazarın melekcik olarak adlandırdığı küçük meleklerin eğitiminden sorumluymuş. Kendisi kovulduktan sonra bu görev Mikail aleyhisselama (selamı ben yazıyorum, yazar onlar hakkında hemen hiç tazimde bulunmuyor) verilmiş. Fakat kendisi epey asabi yapılı olduğundan melekciklerle hemen hiç anlaşamıyor. Hemen her an onlara ses yükseltip kızıyor, yetmiyor melekciklerse Mikail aleyhisselama ters ters cevap verip onun arkasından “Miko” diyebilecek denli (hatta bir yerde “mahalle karısı gibi bağırıyorsun” diyorlar) işi rezil hale getirerek dalga geçiyor. Mikail aleyhisselam bitiremediği dersin akabinde soluğu arkadaşları İsrafil ve Azrail aleyhisselamın yanında alıyor. Onlarla dertleşiyor. Hollywood filminden fırlamışçasına elinde koca bir tırpan tutan Azrail aleyhisselam tamamen duygudan arındırılmış şekilde betimlenirken, İsrafil aleyhisselam daha çok orta yolcu ve ara bulucu uysal bir yapıda resmedilmiş. Gelgelelim her ne kadar sakinleşse de derdine istediği dermanı bir türlü bulamıyor büyük melek ve defalarca kere döndüğü ders, tekrar ve tekrar bölünüyor.
Neresinden tutmaya çalışsan elinde kalır.
Peki bitti mi? Elbette hayır.
Birkaç olay maddeleyelim;
- Melekcikler, Azazil’e Büyük Usta diyor. Yeni hocaları Mikail olduğu için ona da bu şekilde hitap ediyorlar ama
NefhaSezgin Kaymaz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2019711 okunma
Düşünüyorum da cevabını bulamıyorum, gurura kapıldığımız için mi şaşırdık biz, yoksa zaten şaşkın olduğumuz için mi gurura kapıldık?
...
Daha önce bu soruları niye sormadık hiç kendimize? Bilmediğimiz için mi sormadık, yoksa sormadığımız için mi bilmedik? Şimdi ne oldu da bildik peki?
.
.
İlksöz: Adem, geldin ortalığı karıştırdın, gittin ortalığı karıştırdın.
Adem'in ve artık İblis olan Azazil'in o büyük günahı işleyip cennetten yeryüzüne kovulduğu andan itibaren başlar hikâye. Bu nedenle bir bakıma Ateş Canına Yapışsın'ın devamı gibidir, mekân da cennettir yine. Azazil ve Adem'in cennetten kovuluşu, cennetin bozulan düzenini geri getirecektir diye umar büyüklü küçüklü tüm melekler. Ama artık İblis olan Azazil şüphe duygusunu cennette bırakıp gitmiş, onun sorgulamaları diğer meleklere geçmiştir. Büyük Hoca Azazil'in yerine Mikail küçük meleklere ders vermektedir artık. Küçük melekler sürekli onu Azazil ile kıyaslar. Aslında kıyaslamaları sadece onlar yapmaz, Mikail de hocalığını hep Azazil'in hocalığı ile karşılaştırır, onun gibi küçük melekler üzerinde oluşturamadığı saygınlığı düşünür sürekli. Giderek farkeder ki içinde Azazil kıskançlığı oluşur ve yine farkeder ki Azazil'in düştüğü kibir çukuruna kendi de düşmektedir. Mikail ile başlayan şüphe ve sorgulamalar diğer büyük meleklere de yansıyacaktır. Cennet eski düzenli ve güzel günlerini, Tanrı'ya olan sorgusuz teslimiyet ortamını kaybetmeye başlamaktadır. Düzeni bozan Adem ve Azazil'i cennetten kovan Tanrı'nın tavrı şimdi ne olacaktır.
Ateş Canına Yapışsın önce okunursa daha iyi olur ama Adem, İblis ve cennetten kovulma durumu bilindiği için tek de okunabilir. Aslında fark ettirmeden büyük melekler gibi kitabı okuyanda da sorgular oluşturan bir metin. Meraklısına. Kitapla. Sağlıcakla.
.
.
.
Sonsöz:
Adem'in
NefhaSezgin Kaymaz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2019711 okunma
Nefha okuyanların ya çok sevdiği ya da nefret ettiği bir kitap. Dinle alay ettiğini iddia edenler olsa da doğru bir okumayla dalga geçmediğini kolaylıkla anlayabilirsiniz. Ben çok severler tarafındayım. Kitap Cennette geçiyor. Mikail'in Azazil'den -kibrinden dolayı sonra şeytan oluyor-boşalan öğretmenlik kadrosuna geçmesi ve küçük meleklere ders vermesiyle olaylar başlıyor. Pardon küçük mü dedik? Peki kim küçük kim büyük? Buna kim karar veriyor? Kendimizi başkalarından nasıl büyük görürüz? Sadece ve sadece büyük olan yaratıcı iken insanların birbirini küçük görmesi kabul edilebilir mi? Kitap tamamen tek bir konu üzerinden ilerliyor: KİBİR. Cennette tüm meleklere verilen bir ders sonrası hepsi yeryüzüne iniyor ta ki İsrail'in son nefesine kadar. Yeryüzünde karşılaştıkları şey ise onları perişan ediyor. Lütfen önyargılı olmayın ve bu kitabı okuyun. Yazardan okuduğum ilk kitaptı ve son olmayacak.
"İşlediği sahiden de suç muydu adamcağızın sizce? Bir sabah kalktı, yüzünü gözünü yıkar gibi patırt diye suç işledi, öyle mi? Eğer öyleyse, yandık biz.
Çünkü düşündüğünü söyledi o. Bu da demek oluyor ki, düşündüğünü söylemek suç o zaman." syf. 45.
"Bir yer, bir şey veya bir kul fark etmez, bir varlığı kendi malın, kendi hakkın olarak vehmediyorsan eğer, torun toprağın sendeki tapusunu senin zannediyorsan, kendini her şeyin malikinden, o Kadir-i Mutlak' tan üstün görüyorsun demekti." syf. 128.
NefhaSezgin Kaymaz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2019711 okunma
Nefha; 1) Hoş koku. Tatlı, esinti.
2) Kıyametın kopması, sûra yapılacak üfleyiş. Yazar Sezgin Kaymaz'a sorulduğunda kitabın konusu adının iki anlamını da kapsadığını söylüyor. Cennette bir sürü melek ve dört büyük kadim melegin olduğu cennet tasviri. Kitabı okumaya 6 Şubat Kahramanmaraş depreminden önce başlamıştım. Tevafuk olsa gerek. Kitabı okurken Mikail Meleği cennetteki küçük meleklere ders veriyordu. Küçük melekler kızdırsa da diğer Kadim Melek arkadaşlarıyla Mikail, sinirlerine hakim olmaya çalışıp yine derse devam ediyordu. Mikail meleğinin görevi dünyadaki hava olayları, afet vb. düşünülürse... Bu yaşadığımız depremde bu kitabı okumam da acayip bir tevafuk olsa gerek. Depremde hayatını kaybeden bütün vatandaşlarımıza Allah'tan Rahmet, yakınlarına baş sağlığı ve geride kalan onca insanımıza çokça sabır dilerken. Kitabın son vurucu alıntısıyla yazımı bitirmek isterim.
'Korkunçtu, ama daha korkuncu vardı. Âdem'in şen şatır kahkahası geliyordu.
"Gül bakalım sen, gül!" Dedi Inci hırıl hırıl.
"Şimdi senin zamanın."
Meleklerinse ağlama zamanıydı.
Ağladılar.'
İlk sayfalarda kitabın akmadığını düşündüm ama öyle değilmiş. Akmayan insanlığımmış. Kitabın yarısına kadar hiç üstüme alınmadım. Mikail’in sinir nöbetlerini hafiften kendime benzetmeye başladığımdaysa çok geçti. Aynanın karşısına oturdum, daha da kalkamadım.
Küçük melek kim dedim.
Büyük melek kim dedim.
Cennet nereye benziyor?
Meğer kalbimden kovulmuşum.
Oraya girmek için kırk takla atıyorum. Yoga, meditasyon, kişisel gelişim kitapları. Kesmedi.
Tefekkür, mantra müzik, oruç, yoga felsefesi. Yetmedi.
Ha deyince açılmıyor kalbin kapıları.
Gözümü kapıyorum, aklımdan giriyor “düşünce” denen illet. Burnumu tıkıyorum kulağımdan giriyor. Kulağımı tıkıyorum yine kulağımdan girebiliyor. Açık unuttuğum her delikten kafama atılan bir top var. Iskalamıyor, tam isabet. Cennet de cehennem de kalbimin içinde. Her an yeni versiyonlarını yaratma ya da yok etme kabiliyetine sahibim. Kendim dediğim mereti de yıkıp yok edebilsem. Az öteye bile çekilmiyor. Utanmasa koynumdan çıkmayacak. Balığın kılçığını sıyırır gibi kendimi aradan çıkarmak da kolay olsaydı keşke. Bu kılçığın kaç yaşamdır gırtlağıma takıldığını merak ediyorum doğrusu.
“Na şuraya yazıyorum” demiş ya İnci, “İblis yüzünden kovulmadı Âdem, bilakis İblis bunun yüzünden kovuldu”. (Nefha'da)
Yerden göğe kadar haklı olmasa dün sosyal medyada birkaç yerinden bıçaklanmış sokak köpeğinin haberini okur muyduk? Bile isteye, keyif alarak can acıtan insan sayısı her gün çoğalır mıydı? Paranın satın alabildiği ilişkilerle tatmin olur muyduk?
Kalpten kovulmasaydık, çiçeklerin rengini, ormanların gücünü çalar mıydık? O şarkıyı besteler miydik hiç? “Para, para, para” derken, yokluğunun “yara” olduğundan dem vurabilir miydik?” Dinimiz imanımız, gösteriş, şan, şöhret olur muydu? Her geçen gün putlarımızın elinde daha fazla oyuncak olurken
NefhaSezgin Kaymaz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2019711 okunma
İlk kez bir Sezgin Kaymaz kitabını okuyamadım. Kalemini çok sevdiğim bir yazar ama nedense bu kitabı bende gitmedi. Belki kafa olarak çok hazır değildim , zamanlama hatası yaptım bilemiyorum. İlerleyen dönemlerde tekrar okumayı deneyeceğim.
NefhaSezgin Kaymaz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2019711 okunma
Yer : Cennet
Kişiler : Melekler
Aynı şeyleri okumaktan sıkıldıysanız bu kitaba göz atmanızı öneririm.
Azazilin şeytana dönmesi, Adem ve havanın cennetten kavulmasıyla artık cennette işler aynı olmayacaktır. Peki kavulmasının altındaki sebep neydi? Oyuna mı gelmişlerdi yoksa kendi tercihlerinden dolayı mı kavulmuştu?
Bu kitapta başmeleklerin ve küçük melekçiklerle neden sonuç ilişkisini inceliyip farklı bir pencereden bakmanızı sağlıyor.
Son derece hafif ve esprili bir dille yazılmış olsa da derinlikli ve çok katmanlı bir roman .
Adem’in ve Azazil’in (şeytan) cennetten kovulması sonrası kozmik düzenin değişimi anlatılıyor.Baş kahramanlar cebrail,mikail,israfil ,azrail ve diğer küçük melekçikler(!).Hepimizin bildiği bu teolojik hikaye üzerinden kibir,özgür irade,masumiyet,iyilik ve kötülük kavramları kutsal metinleri esneterek irdeliyor.
Şeytan karakteri alışılmış kötülük figüründen ziyade neredeyse trajik bir karakter gibi yansıtılmış .Hatta bir bölümde küçük meleklerden birinin şöyle bir söylemi var Adem’i kastederek : “bak göreceksin azazil yüzünden kovulmadı bu kan yiyici.bilakis azazil bunun yüzünden kovuldu bir gün ortaya çıkacak”
Havva’dan ise sadece bir kez ;o da adem dünyaya postalandıktan ve oranın da düzenini bozmaya başladığı sıralarda sözediliyor .Hani bilinen hikayedeki gibi günaha ikna eden ,aklını çelen bir durumu yok yani .Bunu sevdim
Kibir ve özgür irade kavramları çok güzel anlatılmış.Sezgin Kaymaz’ın okuduğum ikinci kitabı bu ve bunu da çok severek okudum .
NefhaSezgin Kaymaz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2019711 okunma
Ademoğlunun dünyaya geliş hikayesi. İnsanoğlu heryerde yıkım getiriyor, ister cennet olsun ister yeryüzü.Sorgulamadığınız şeyleri sorgulatma gücüne sahip bir kitap.
NefhaSezgin Kaymaz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2019711 okunma
Cennet...
Huzur, düzen ve güzellikler içerisinde, melekler ve diğer tüm canlılar yaşamlarını sürdürdüğü yüce kat... Ve şüphesiz ilahi aşkın diyarı.
Sonrasında Adem yaratılır...
Tüm huzur ve düzen, İsrafil'in Sur'a üfleyeceği güne kadar rafa kalkmıştır.
Sezgin KAYMAZ'ın bu romanı ile, dört büyük meleğe ve onların gözetimindeki minik! melekler sınıfına konuk oluyoruz. Mizahi bir dille "kibir" temasının vurgulandığı ve genel olarak ironik bir anlatıma sahip bu eserde, alışık olmadığınız bir "cennet" tasviri sizleri bekliyor :)
"Utanmak, mahcup olmak, kendini eksikli gedikli hissetmek kibrin en soysuz, en hayasız hali değilse neydi? Kibir işte, başka hiçbir şey değil. Neden utanır bir kul? Utanma nedir, eğer ardında "ben bu hallere düşecek adam mıydım" sanrılanmaları yoksa? Eğer ardında "şunların gözünde daha yüce bir yerde olmam gerekirdi, olamadım, tüh, vah, yazıklar olsun" böbürü yoksa mahcup olmak nedir? Hele de kendini eksikli gedikli hissetmek? Eğer ardında "beni daha büyük görmelilerdi, ama gösteremedim" tafrası yoksa? Nedir? Kibirdir, evet."
NefhaSezgin Kaymaz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2019711 okunma
Sinop (Erfelek) doğumluyum. 5 yaşıma kadar orada kaldım, babam bizi terk ettikten sonra 5 kardeş, bir de anne Konya'ya taşındık. İlkokulu ve Koleji (O zamanlar Maarif Kolejiydi) Konya'da bitirdim. 1980'de Hukuk okumak için Ankara'ya geldim. Sporla ilişkim okulla olan ilişkime ağır bastığı için üçüncü senemde Hukuk Fakültesinden ayrılıp Hacettepe İngiliz Dil Bilimine geçtim. Son sınıfa kadar okulun en başarılı öğrencilerinden biri olmayı bile becerdim. Son sınıfa dönemlik kaydımı yaptırmaya gittiğim gün Türkçe dersini alttan almam gerektiğini, çünkü çaktığımı söylediler. Ben de sinirlenip son sınıftan terk ettim. O arada öğrenci affı çıktı. 10 sene önce sıkılıp bıraktığım Hukuk Fakültesinin 10 sene önce yüzüne bile bakmadığım derslerine üç ay çalışarak hepsini verdim ve afla geri dönüp yeniden Hukuk öğrencisi oldum. Bir süre sonra sınıf arkadaşlarım işi abartıp bana "Amca" demeye başladıkları için tekrar sıkıldım ve tekrar bırakıp İngiliz Dil Bilimine döndüm. Çok şükür diplomamı aldım.
Spora cirit ve çekiç atarak başladım, daha sonra hentbolü seçip 31 sene boyunca antrenörlük yaptım. Araya sıkıştırdığım spor değil okul oldu her zaman. Bu süreçte Kulüp takımlarının yanı sıra Millî Takımları da çalıştırdım.
1990 senesinde günlük uyku ihtiyacımın 1-2 saati geçmediğini, hâttâ 3 saat uyuduğum zaman ertesi gün akşama kadar baş ağrısı çektiğimi fark ediverdim. Geceleri okumaktan sıkılınca da yazmaya başladım. Çok sevdiğim bir arkadaşım taslaklardan birini İletişim'e sızdırınca da Can KOZANOĞLU bana "yazar" dedi. O günden sonra spor dahil diğer bütün işler "araya sıkıştırılan" işler oldu. Yazmanın bu kadar hoşuma gideceğini bilseydim 31 sene top peşinde koşmazdım. Gerçi şu anda Voleybol Federasyonunda top kovalamaya devam ediyorum ama gecelerin bana kalan birkaç saatlik kısmı var. Orada yazmaya çalışıyorum.