Kelimeler nereye gidiyorsunuz böyle,savaşa mı
ölümün kum gibi kaynadığı çöl mü çağırıyor sizi,
oysa yenik çıkmıştınız her savaştan,hayli yorgundunuz
dinlenecektiniz biraz,birkaç şiirde keyfini çıkaracaktınız
kelime olmanın,dilden dile dolaşmanın,mırıldanmanın...
Vakit dünyanın sonbaharıydı,sevdiklerimizin de sonbaharı
olacakmış meğer hayat,hiç bilmeden,hiç istemeden
birlikte bir kışımız daha olur mu diye telaşlı yüreğimize,
yavaş biraz,beni öldüreceksin,yavaş diyecektik,acıdığını
söylemeyecektik elbet,nereye gidiyorsun ya hu diyemeden giden
Mehmet Koyunoğlu'na,pek erkencisin arkadaş demeyecektik,
gençliğimiz gibi gidene,hani şiir gibi şarkılar yakan
Fikret Kızılok'a,'Bu kalp seni unutur mu' demeyecektik,
biliriz unutmaz dünyanın bu son / baharına,sondan
sonraki kışına ne kalırsa kalbimizden,
kalırsa yani kalbimiz,unutmaz!
Kelimeler nereye gidiyorsunuz böyle,savaşa mı,maviydiniz,
kırmızıydınız,beyazdınız,mordunuz,yeşildiniz,şimdi
kahverengiler,griler,siyahlar,hakiler içinde hiç bilmediğiniz
dillere gidiyorsunuz,çekirge sürüsünden harf ordusu
karınca katarından şiir alayı,cümle mangası,hiç düşmediğiniz
çöllere gidiyorsunuz,'harbe giden mektepli' gibi,üstelik sizi
arkadaşı gibi,treni gibi,kedisi gibi seven çocukların gözü önünde,
yaşarlarsa eğer bir daha hiç mırıldanmayacaklar sizi belki
aşık olurlarsa yazmayacaklar sevdiklerine bir harfinizi
sizden bir mektup beklemeyecekler,Tanrı'ya sizinle
dua etmeyecekler,gözyaşı dökmeyecekler yağmur gibi kelimelerle,
bir harfin bile gölgesine kıvrılıp,uyumayacaklar ikindiyi...