Hepsinin de ikiyüzlü kimseler olduğunu anlamıştım. Hepsi de karşısındakilerin ikiyüzlü olduğunu bilmezlikten geliyorlardı, çünkü böyle bir şeyi kabul etmek kendi ikiyüzlülüklerini kabul etmek olacaktı.
Ama zaten herkesin hayatında öyle değil midir? Ömrümüzdeki sayılı günlerden bir tekini yaşanmamış sayalım, kaderimizin akışı kim bilir ne kadar başka olurdu..
Çocuklar kendi yaşadıkları dünyanın içinde en çabuk olarak haksızlığı sezerler, en derin olarak haksızlığı duyarlar. Çocuğun uğradığı haksızlık bize küçücük bir şeymiş gibi gelebilir, ama çocuk da küçük olduğu için kendi dünyasının bütün ölçüleri kendi boyuna göredir. Tahtadan at çocuğun gözünde safkan bir at büyüklüğünde görünür. İşte ben de çok küçüklüğümden beri kendi kendimi hep haksızlıklarla karşı karşıya bulmuştum.
"Aşk" ile "kınanmışlık" sözcüklerinin birbiriyle ilişkisini bilmemiz gerekiyor.
Ben aşık oldum, biliyorum insanların kınayışlarını. Hiçbir din yasaklamamış aşkı, hiçbir bilge yahut öğreti de. Ama biz kendimize yasaklamışız nedense. Hristiyanlık tarihi aşkın yüz karasıyla çalkalandı asırlarca, aşık oldu diye enginizasyonlar da yargıladı insanları, içlerindeki şeytandan arınmak için ruhlarını yaktı. Müslümanlar da ayıp saydılar aşkı ve hala ayıplıyorlar aşıkları. Onlar için varsa yoksa mecazi aşk. İki kalbin, haydi diyelim iki bedenin birbirini sevmesinden ne kötülük olabilir sence? En akıllıları hep mecaz aşkı, hep Yaratıcı'ya olan aşkı övdüler yüzyıllarca.