Semih Sevinç

Kusmalarım
Ne parmaklarım kıpırdıyor ne de bir hayalim var bunu yapmaya. Sadece bir zorunluluğu haykıran iç ses… Başka saldıracak bir liman arar gibi zora koşuyor beni. Yıkımın ölümü getirebileceği arzusuyla işliyor bu günahı da ölümün bizzat kendisini çağırmaya karşı getirdiği cehaletin korkusu sebebiyle. Bazen gözlerimi gökyüzüne kaldırırken yakalıyorum kendimi o sık sık bahsi geçen gök taşının neden bu kadar geciktiğini merak eder şekilde ama ne o geliyor ne de ben ilerliyorum bu spiral yolun üzerinde. Dönüp dönüp kendime varıyorum. Buna ulaşmak denir mi? Hayır, mutlu olmalıyız ya da mutlu bir şeyler yazmalıyız en azından. Budur zaten maske denilen de diye bir ses duyuyorum. Yine aynı iç ses, farkında olmayan kendisinin de sadece biraz daha farklı yontulmuş bir başkası olduğunun. Ne yalnızlıktan haberi var ne de yoldan, ne ışık görmüş ne de emin karanlığa gözlerini açtığından. Yine de karanlığın içinde aynaya bakan bulmuş sayılır mı kendisini? Buna ulaşmak denir mi?
Edebiyat