İki günlüğüne de olsa,lise yıllarına,o günlerimize dönmüştük.Artık geri gelmeyecek o yıllara..
İşte bunu farkına varmak insana hüzün veriyor.Böylesine toplanana dek, sadece ben değil, eminim tüm arkadaşlar geçen yılların farkında değildik.Sanki zaman olduğu yerde duruyordu.Bizlerse koşuyor, çalışıyor, didiniyorduk. Evleniyorduk,
kimimizin çocukları oluyordu.Ama bütün bu süreçte zaman kımıldamadan öylece
duruyor, biz ise hiç değişmiyorduk. Hep aynı yaştaydık sanki.
Ama işte böyle bir sınıf toplantısı..
Ve uyanıyor insan.
Gerçekle yüz yüze geliyorsun.
Zamanın sessizce, yavaş yavaş, sezdirmeden geçtiğinin farkına varıyorsun.
Ve o öğrencilik yıllarının asla geri gelmeyeceği gerçeğini görüyorsun.
Hevesle diplomaya doğru verilen savaşımı, kepleri havaya fırlatma coşkusunu artık hiç ama hiç yaşayamayacağını kavrıyorsun.
İlk aşkların, ilk aşk acılarının, ilk aşkın heyecanlarının da artık geri gelmeyeceğini biliyorsun.
O bir dönemdi ve artık bitti, diyorsun. Bitti!
İşte bunun farkındalığı müthiş bir şey.
Yıllar geçiyor ve sen o akışı durduramıyorsun.
Bu bilinç insana hüzün veriyor.
Ama öte yandan, hayatın bundan sonrası için de bir uyarı veriyor bu bilinç.
Madem zaman parmaklarınızın arasından böylesine akıp gidiyor, öyleyse her günümü 'yaşanmış günlere' çevirmeliyim.
Günlerimi, saatlerimi, dakikalarımı lüzumsuz işlerle,enerjimi sömüren insanlarla ziyan etmemeliyim.
Öyle bir hayat yaşamalıyım ki, yıllar sonra dönüp geriye baktığımda, ne mutlu bana, hayatım boşa geçmemiş,diyebilmeliyim.
Yapabileceğimin en iyisini yapmış, bu doğrultuda yaşamışım, diyebilmeliyim, dedirtiyor bu bilinç.
-Bir Genç Kızın Gizli Defteri (İpek Ongun)