Leal

Leal
@Leal_
42 okur puanı
Aralık 2021 tarihinde katıldı
7/10
·480 syf.·
2023 6. kitabı
Hani bazen bir yerde otururken önümüzden geçen insanlara veya evlere bakar ve bir sürü hayat hikayesinin yanımızdan geçtiği gerçeğini fark ederek hayretle karışık bir merak duyarız ya.Acaba önümüzden geçen o adamın nasıl bir hayatı vardır ?Belki bir doktor,öğretmen veya çöpçü belki de karısı ile arası bozuk veya hiç evlenmemiş.Acaba ne kadar ömrü kaldı bundan iki yıl sonra bir trafik kazasında öleceğini bilse ne yapardı yahut herkesten sakladığı en büyük sırrı ne ? Şu önünden geçtiğimiz evde yıllar önce kim yaşamış ?Bahçesinde kaç çocuk ağlamış,kaç çift berbaer yaşayacakları hayatın heyecanıyla duvarlarını boyamış veyahut kaç ağlayışa şahitlik etmiş ? İşte Livaneli’nin bu romanı tam olarak böyle bir ana şahitlik ediyor.Tek farkla bu sefer sorularınızın bir cevabı var.Konstantiniyye Oteli’nin içindeki herkesin yaşamına tanıklık ediyorsunuz.Bununla da kalmıyor otelin kurulduğu toprağın üstünden geçmiş olan hayatlara da tanık oluyorsunuz.Okuduğum süreç boyunca bilmeden kaç hikayenin yanından geçtim diye çok düşündüğüm bir kitap oldu.Toplumu da analiz eden bir roman olmuş.Her kesimden karaktere ve olaya yer verilmiş ve gene toplumsal konuların üzerinde durulmuş.Bazı yerlerde eleştirilerinin sertliği rahatsız etse de genel olarak okumaktan keyif aldığım akıcı bir kitaptı.
1000Kitap
Konstantiniyye OteliZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 202022,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
7/10
·71 syf.·
2023 4. kitabı
Kitap bir kadının 24 saat için bambaşka belki bir ömür düşünse kendini içinde hayal edemeyeceği bir durumu yaşaması üzerinden ilerliyor.Dışarıdan bakıldığında kişiliği ile asla bağdaştıramayacağımız kararlar alıyor karakterimiz.Halbuki yaşamında kendiyle en çok bağdaştığı ve duygularına en çok kulak verdiği bu 24 saat oluyor belki de. Kitapta toplum normlarına uymanın ve toplum baskısının bir insanın hayatını ne derece şekillendirdiği ve kendine yabancılaştırdığı da görülüyor.Şahsen ben aradan yıllar geçmesine rağmen o 24 saatte yaşadığı duygulardan kaçan,kabullenemeyen ve hatta duygularını tahlil etmekten dahi korkan bir kadın gördüm.Bunun başlıca sebebi hislerinden utanması gerektiğini öğreten toplumun ve yargıların ta kendisi değil de nedir ? Beni en çok etkileyen kısmı ise adamın kaderinin asla değişmemesiydi.Kadının düşüncelerinde adama ne kadar büyük bir yardım yaptığı adamın hayatını ne derece etkilediğini tasavvur ettiği bir sahne vardı.Fakat sonunda asla hayatına değip geçtiği öylece biri olduğu gerçeği sarsıcıyıdı.Acaba hayatında olanca yer kapladığımızı zannettiğimiz kaç insanın kaderindeki rolümüz saçlarına değmiş bir rüzgarla eşdeğer oldu ve hayatına değmediğimizi dahi düşündüğümüz kaç insanın kaderinin şekillenmesine etki ettik ?Umarım hayatında bir rüzgar kadar yerim olan insanlara dahi bahar esintisi olmuşumdur.
1000Kitap
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört SaatStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150,8bin okunma
7/10
·406 syf.·
2023 3. kitabı
(Spoi !) Kitabı başta okurken beklediğim senaryo dedim.Hayatlarının yükünü taşıyamayan o güzelim çocukların yanışının hikayesi.Evet beklediğim tam olarak buydu.Ama Eylül de o yola girince hafif bir sarsıldım.Çünkü onun boyunu aşan dertleri yoktu.Hatta birçok insandan daha şanslıydı.Sarsılmamın bir diğer ve asıl sebebi Eylül’ü kendimle bağdaştırmıştım.Benzer hayat hikayelerimiz vardı.İkimiz de şanslı sayılan,tırnağı kırıldığı için ağlama hakkına sahip olarak büyütülen o kız çocuklarındandık.Onun durumunda birinin kafamızdaki kalıplarda buna düşmemesi gerekirdi.Onun yerinde olma düşüncesi ve benim de aslında böyle şeylere Eylül gibi diğer bütün insanlarla aynı mesafede olduğum gerçeği beni sarstı. Ayrıca bir kez daha insanın var olanı kabullenmedeki acizliğini gördüm.Eylül’ün her seferinde kontrolün kendinde olduğunu sanması,bütün o bahaneleri ama her seferinde tekrar tekrar yenilişi ve bunu yenilgiden saymayışı ve bütün süreci okuyucunun çaresizce hiçbir şey yapamadan okuması.Dışardan bakınca bazı şeyleri anlamak ne kadar kolay oysaki.Onun yerinde olsam bu hataya düşmezdim demek ne kadar kolay.Tıpkı başta Eylül’ün de yaptığı gibi.Yapmazdım dediğin an benzer tesellilerle kendini avuttuğu,defalarca yenilmesine rağmen hala hakimiyet kurmaya çalıştığı olaylar geliyor insanın aklına.Eylül’ün bahanelerinin tanıdıklığı irite ediyor insanı.Sanki sevmediğim biriyle yüzleşmek zorunda kalmışım gibi tatsız bir an oluşturuyor okurken. Kitapta en sevdiğim bölüm Dünya öldükten sonra Eylül’ün kendine çift kişilik yaratmasıydı.Çünkü var olan Eylül imajı mükemmeldi.Onu kirletemezdi.Onun kirlendiğini kabul etmediği için bu kadar batmamış mıydı zaten ? Oluşturduğumuz o imajlara zarar gelmesin diye harap olmuyor muyuz hepimiz?
Eroinle DansCanan Tan · Doğan Kitap · 202521,6bin okunma
2/10
·320 syf.·
2023 2. kitabı
Açıkçası beklentilerimin altında kalan bir kitap oldu.Hatta yazarı bilmesem bunu da wattpad furyasından çıkmış kitaplardan biri sanma yanılgısına düşebilirdim.Daha çok hayatınızın fazlaca sıkışmış olduğunuz bir bölümünde kafa dağıtmak için okuyabileceğiniz türden bir kitap.
Kamelyalı KadınAlexandre Dumas (fils) · Martı Yayınları · 201724,1bin okunma
(Spoiler !)
10/10
·481 syf.·
Beğendi
·
2023 1. kitabı
Livaneli’nin çokça ağlatan ağlattığı kadar düşündüren ve sorgulatan kitabıdır.Okudukça bunlar gerçek olamaz dedirtti bana.Üstünde yaşadığım toprağa karşı ne cahil ve hoyrat bir tutumum varmış meğer.O toprak hangi hikayeleri yutmuş kimse duymamış kimse bilmemiş.Livaneli’nin de dediği gibi ne saf ne naif biçimde yetiştirilmişiz.Bırakın yakın tarihi kendi aile hikayelerimizi bile bilmeden yetişmişiz.Oysaki o hikayeleri bilseydik görecektik ki hepimiz aynıyız.Çevremize çekilen saçma sınırlara rağmen aynı topraktan geldik.Farklı figüranların olduğu aynı hikayelerin çocuklarıyız.Sorun insanlar değil önyargılar.Zalim olan uluslar değil devletler.Bunu Maya’nın cüzdanındaki dört resim öyle net bir şekilde yüzümüze vuruyor ki kaçamaz oluyorsunuz gerçeklerden. Tabi bütün bu olumsuz olaylara rağmen Livaneli’nin her zaman koruduğu o umudu kitapta da görüyorsunuz.Kanla sulanmasına rağmen çiçek açıyor sonunda toprak.Maya’nın cüzdanındaki her kadın her şeye rağmen bir hayat kuruyor.Maya düştüm dediği anda daha dik bir duruşla kalkıyor.Acılar unutuluyor veya unutturuluyor ama bir şekilde hayat devam ediyor. Kitabın en sevdiğim ve galiba en etkilendiğim kısmı ise Max’ın Kerem’e kemanını vermesiydi(syf:470).Hem beklenmedik sarsıcı bir yanı vardı.Bir minnet duygusu…Veren kişinin duygularını içine koyarak maneviyatla süslediği bir hediyeyle hiçbir maddi zenginliğin boy ölçüşemeyeceğini anlatan güzel bir detay.Maya’ya başka ne ile teşekkür ederse etsin böylesine içten ve değerli olamazdı eminim ve bu hediyenin bu küçük dokunuşun bir çocuğun hayatında ne büyük bir dönüm noktası olabileceği gerçeği.Bir çocuğun hayatına dokunmanın bazen sadece bu kadar küçük bir dokunuşa bakması beni muazzam etkiledi. İyiki okudum dediğim ve yıllar sonra tekrar elime alacağımdan emin olduğum bir
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020163,8bin okunma