Hiçbir şeyin insan gerçekliğinden daha sert ve adaletsiz olmadığıdır: İnsanlar eylemlerin değil sözcüklerin güç sahibi olduğu bir dünyada yaşıyorlar; nihai yetenek, dile hâkim olmaktır.
Sarı erik testi, insanın elini kolunu bağlayan gerçekliğiyle çarpıcıdır. Gücünü evrensel bir saptamadan alır: İnsan meyveyi ısırarak anlar. Neyi anlar? Her şeyi. […]
Erik testi benim mutfağımda yapılır. Formika masanın üzerine meyveyi ve kitabı koyuyorum. Meyveyi kesip, kitaba girişiyorum. Birbirlerinin güçlü saldırılarına karşılıklı olarak direnirlerse, eğer sarı erik benim metinden kuşku duymamı sağlayamazsa ve metin de meyvenin tadını bozmazsa, o zaman önemli bir girişimle karşı karşıya olduğumu anlarım. Yaldızlı küçük topların olağanüstü tadı karşısında, gülünç ve beş para etmez bir halde eriyip gitmeyen pek az eser olduğunu da belirtmeliyim. Bu yüzden istisnai.”
Bir zenginin ses tonundan yalnızca kendisine hitap ettiğini anlamak, üstelik telaffuz ettiği sözcükler teknik olarak size yönelikken, onları anlayabileceğinizi hayal bile etmediğini görmek, toplumsal bataklığın dibine değmektir.
Aslında bizler varolmayana inanmak üzere programlanmışız, çünkü bizler acı çekmek istemeyen canlılarız. Bu nedenle, tüm gücümüzü, bu çabaya değen şeyler olduğuna ve bu nedenle yaşamın bir anlam taşıdığına ikna olmak için harcıyoruz.