Enise Tankişi

Enise Tankişi
@Lebrizl
16 Ağustos 2004
14 okur puanı
Aralık 2024 tarihinde katıldı
Ortak bir meşgale ya da çıkarla bir araya gelen bir grubun her üyesi diğer bütün üyeleri sadece ampirik olarak değil, grubun bütün katılımcılarına dayattığı a priori ilkeye dayalı olarak görür. Subaylar, kilise mensupları, bir işyerinde çalışanlar. âlimler ya da bir aile üyeleri arasında her üye ötekine, onun "benim grubumun" üyesi olduğu şeklindeki sorgulanmayan varsayımla bakar. Bu varsayımlar bir ortak hayat temelinden kaynaklanır. Bu sayede, insanlar birbirlerine adeta bir peçenin ardından bakarlar. Bu peçe sadece kişinin kendine özgülüğünü gizlemez: ona yeni bir biçim verir. Kişinin salt bireysel, gerçek doğası ile grup doğası kaynaşıp yeni, özerk bir fenomen haline gelirler. Ötekiyi sadece bir birey olarak değil, meslektaş, yoldaş ya da partidaş olarak —kısacası, benimkiyle aynı özgül dünyanın sakini olarak— görürüz. Bu kaçınılmaz, gayet otomatik varsayım, kişinin kişiliği ve gerçekliğinin, bir başkasının hayal gücü içinde, sosyalleşmenin gerektirdiği nitelik ve biçime bürünmesini sağlayan araçlardan biridir.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bu da bizi bir sonraki adıma götürür. Tam da verili her kişiliğin mutlak biricikliği yüzünden, onun gerçekliğiyle özdeş olmayan, ama aynı zamanda genel bir tiple de örtüşmeyen bir tablo oluştururuz. Oluşturduğumuz tablo, tabiri caizse, kişi gerçekten kendi olsaydı, kendi ideal olabilirliğini, her bireyde bulunan olabilirliği, iyi ya da kötü yönde, iyi de olsa kötü de olsa gerçekleştirseydi göstereceği tablodur. Hepimiz sadece genel insanın değil, kendi kendimizin de parçalarıyızdır. Sadece "insan", "iyi", "kötü" vs. tiplerin değil, kendi bireyselliğimizin ve biricikliğimizin de taslaklarıyızdır.
Bir insanın kafasında başka bir insana dair, onunla arasındaki kişisel temas yoluyla kurduğu tablo belli çarpıtmalara dayalıdır. Bunlar tecrübe eksikliğinden, bakış açısı kusurundan ya da sempatiye veya anlipatiye dayalı önyargılardan kaynaklanan basit hatalar değildir. Algılanan fiili nesnenin niteliğindeki temel değişikliklerdir ve iki tipleri vardır. Başka birini bir ölçüde genelleştirerek görürüz. Bunun nedeni belki de kendimizinkinden farklı bir bireyselliği kendi kendimize tam manasıyla temsil edemememizdir. Bir kişinin her türlü yeniden-yaratımı sizin ona olan benzerliğiniz tarafından belirlenir. Elbette benzerlik psikolojik vukufun tek koşulu değildir hiçbir surette, çünkü mesafe ve nesnellik kazanmak için benzemezlik de gerekiyormuş gibi görünmektedir. Ayrıca, benzerlik ya da benzemezlik meselesinin yanı sıra, düşünsel bir yeteneğe de gerek vardır. Yine de kusursuz idrak kusursuz özdeşliği ön gerektirir. Gelgelelim öyle görünüyor ki her bireyin içinde, çekirdeği kendisininkinden nitel olarak farklı başka hiç kimse tarafından yeniden yaratılamayacak bir bireysellik çekirdeği var. Yeniden yaratmanın gerektirdiği meydan okuma da başka birini temsil etmenin diğer temelleri olan psikolojik mesafe ve nesnel yargıyla mantıksal olarak bağdaşmaz. Bir başkasının bireyselliğini tamamıyla bilemeyiz.
Bir anlamda bu kitabın' bahsedilen ilkeye dayanarak geliştirilen bütün içeriği, söz konusu soruyu cevaplamaya bir başlangıç mahiyetindedir. Çünkü kitap, bireylerin toplum olarak varoluşlarını koşullayan süreçleri —son tahlilde bireylerin kendileri arasında cereyan eden süreçleri— araştırmaktadır. Bu süreçleri de hu sonucun önceden var olan nedenleri olarak değil, kapsayıcı "toplum" adını verdiğimiz sentezin birer parçası olarak araştırmaktadır.
Bilinen bir şey olarak insan, doğa ve tarih tarafından oluşturulur; ama bilen olarak insan doğayı ve tarihi oluşturur.