Ateşli sevinçler de kederler de
Yeminleri yakarlar kendileriyle birlikte.
Sevincin en coştuğu yerde dert en çok yerinir,
Bir dokunmada dert sevince döner, sevinç dertlenir.
...
...
Sevgi mi kaderi kovalar, kader mi sevgiyi?
Daha kimseler çözemedi bu bilmeceyi.
Gözle görülmeyen, insanlığın tüm ilerlemesini sessizce yok edebilir mi? Jack London'un Kızıl Veba adlı eseri son derece ölümcül bir hastalığın imsan medeniyetini yok edişini ve hastalıktan etkilenmemiş eski zamanları hatırlayan tek kişiyi eksenine alan bir klasik eser.
Kitap temel aldığı fikri etkili bir biçimde yansıtmış. Eserin kurgulanması mantığa uygun; ne çok kısa ne çok uzun tam tadında. Salgın sonrası geri gelen ilkellik etkisindeki çocukların salgından etkilenmeyen ve eski zamanları hatırlayan dedeciğin eskiyi anlatırken kullandığı “mikrop” gibi bazı gündelik kelimeleri bile çocukların anlayamaması eserin etkisini en net hissettirdiği kısımlardan birisiydi. Kurguya ilişkin mevzubahis övgülerimi bahsettiğim bu kısımda oldukça hissettim.
Eser yaşamın bir anda alt üst olabileceğini, makam, maddiyat gibi unsurların bir anda önemini yitirebileceğini gözler önüne sermekte başarılıydı. Romanda insanların salgına yakalanan yakınlarını ölüm pahasına bırakamaması, barınma-yiyecek-temizlik gibi temel ihtiyaçların karşılanamamasındaki zorluklar ve can pahasına insanların asabileşmesi gibi unsurlar hem insan varlığının acziyetini düşündürttü hem de çaresizlik gibi duyguları bana hissettirdi.
Romanda karakter sayısı kurguyla denge içindeydi. Klasik bir esere göre tempolu bir dil hakimdi eserde. Kitabın başlığının kurgudaki salgının ismi olmasının da yerinde bir seçim olduğunu düşünmekteyim.
Kitap kapağında kırmızı-kızıl renk hakim. Bununla birlikte bir kurukafa ve aşağısında kısmen silik bir insan silüeti yer almakta. Kızıl veba isminden dolayı renk seçimi uyumlu olmuş. Kurukafa sembolü ölümcül salgını temsil etmesinden dolayı çok güçlü metaforik bir seçim olmuştu. Kurukafanın aşağısında yer alan silik insan silüeti ise salgın karşısında insanın acizliğini ve
Doğduğu gün de, bugün de tiyatronun asıl amacı nedir? Dünyaya bir ayna tutmak, iyilerin iyiliklerini, kötülerin kötülüklerini göstermek, çağımızın ne olup ne olmadığını ortaya koymak. Gerçeği büyütmek ya da küçültmekle bilgisizleri güldürebilirsiniz, ama bu bilenleri üzer; oysa bir tek bilgili dost, bilgisiz bütün bir kalabalıktan daha önemli olmalı sizin için.