Zaten insanın kaderini bilmesinden daha korkunç ne olabilir? Herkes öleceği günü saati bilseydi, geriye sayım ne kadar zor olurdu, düşünsenize. Geçen her dakikayı bir tabut çivisi gibi algılamaz mıydık?
İnsanı sadece biyolojik bir varlık olarak göremediğimiz, onun varoluşuna çeşitli yüce anlamlar yüklediğimiz için, gövdeden akan kanın, can denilen şeyi çekip almasını, dolayısıyla o kişinin “ölmüş” olmasını bir türlü kavrayamadığımızı düşünüyorum. Hayvanlar ölümü anlıyor ama insanlar anlayamıyor. Can denen şey, her türlü yaralanmaya, berelenmeye açık haldeki insan bedeninden bir saniyede çıkıp gidiveriyor ve insanlar bunun sonucunda aklını kaçıracak kadar sarsılıyorlar. “Tanrım, daha bir iki saat önce nasıl da canlıydı, nasıl da kahkahalar atıyordu, şimdi nasıl yok olabilir” diye tekrarlayıp duruyorlar. İnsanın algılama gücünü zorlayan bir durum bu. Hayatımıza, varoluşumuza yüklediğimiz hiçbir kavramla bağdaşmıyor. Sahiden her şey saçma mı, hayatın hiçbir anlamı yok mu? Bence öyle! Yok, hiçbir şey yok. İnsanın biyolojik fonksiyonlarına aşırı bir anlam yükleme çabası içindeyiz. Çünkü hiçlik zor geliyor.
Bir İdam Mahkumunun Son Günü, Victor Hugo’nun idam cezasına karşı güçlü bir duruş sergilediği çarpıcı bir eser. Kitap, yazarın önsözüyle başlıyor ve daha ilk sayfalarda idamın bir “adalet” değil, çoğu zaman bir gösteriye dönüştüğünü fark ediyorsunuz. Yasalar bunun suçları azaltmak için yapıldığını söylese de Hugo, halkın bu infazları ibret almak için değil, neredeyse bir eğlence gibi izlemeye başladığını açıkça ortaya koyuyor. Hatta giyotin gibi semboller üzerinden, dönemin adalet anlayışındaki çelişkileri de gözler önüne seriyor.
Asıl etkileyici kısım ise bir mahkûmun gözünden anlatılan bölüm. Okurken ister istemez kendinizi onun yerine koyuyorsunuz: Sevdiklerinizi bir daha görememek, hayatın bir anda son bulacağını bilerek yaşamak… Yazar burada sadece bir suçluyu değil, duyguları olan bir insanı anlatıyor. “Acaba gerçekten adalet bu mu?” sorusunu içinize bırakıyor. Kısacası bu kitap, sadece bir hikâye değil; insanlık, vicdan ve adalet üzerine düşündüren kısa ama sarsıcı bir deneyim.