O gece odasına döndüğünde aynada kendi kendine, “Kimsin sen Martin Eden?” diye sordu. “Kendine uzun uzun merakla baktı. Kimsin sen? Nesin sen? Nereye aitsin? Sen aslında, Lizzie Connolly gibi kızlara aitsin. Sen ağır işler yapan alt düzey, bayağı ve güzel olmayan insanların dünyasındansın. Senin yerin kötü kokular arasındaki öküzlerin yanıdır. Kokuşmuş sebzelerin arası... Patatesler çürüyüp duruyor. Kokla onları, lanet olasıca, kokla. Ve şimdi kalkmış; kitapları açmaya, güzel müzik dinlemeye, güzel tabloları beğenmeye, iyi İngilizce konuşmaya, kendi sınıfından kimsenin düşünmediklerini düşünmeye, kendini öküzlerden ve Lizzie Connollylerden koparıp senden milyonlarca kilometre uzakta, yıldızlarda yaşayan solgun bir ruha benzeyen bir kadını sevmeye yelteniyorsun! Sen kim oluyorsun, nesin sen? Lanet olasıca! Bir de bu işi kıvıracaksın ha?”
Hissiyat aklın hakkından gelmişti ve şimdi o, hiç bilmediği bir duygular denizinde maddeden kopup maneviyata yönelmiş, heyecan ve zevk içinde titriyordu.
Gerçek büyük şairlerin her dizesi, güzel gerçeklerle doludur ve insanlığın yüce, asil taraflarına değinir. Bu büyük şairlerin tek bir dizesi bile atılamaz; bu dünyayı yoksullaştırmakla eşdeğerdir.
Matt Haig’in kaleme aldığı Gece Yarısı Kütüphanesi, insanın “keşke”leri üzerine kurulmuş, felsefi derinliği olan bir roman. Eser, hayatının en dip noktasında olduğunu düşünen Nora Seed’in, yaşam ile ölüm arasında bir yerde karşısına çıkan gizemli bir kütüphanede alternatif hayatlarını(pişmanlıklarını) deneyimlemesini konu alır. Bu kütüphane, Nora’nın geçmişte verdiği ya da vermediği kararların farklı sonuçlarını gösteren sayısız kitapla doludur. Her kitap, başka bir ihtimali temsil eder.
Bence romanın temel sorusu şu: “Başka bir seçim yapsaydık gerçekten daha mutlu olur muyduk?” Yazar, bu soruyu sürükleyici bir kurgu içinde ele alırken okuru kendi hayatını da sorgulamaya davet ediyor. Nora’nın başarılı bir sporcu olduğu, ünlü bir müzisyen olarak sahneye çıktığı ya da bilim insanı olarak farklı bir ülkede yaşadığı ihtimaller; mutluluğun dış koşullardan çok, insanın bakış açısıyla ilgili olduğunu gösteriyor.
Eserin dili sade ve akıcı. Felsefi bir konu işlenmesine rağmen anlatım ağır değil. Bununla birlikte kitap, yalnızlık, pişmanlık, anlam arayışı ve umut gibi evrensel temaları derinlikli biçimde işliyor.
Kütüphane metaforu oldukça güçlüdür. Benzeri olayın video kaset verisyonu olduğu kitapta ele alınmış. Raflardaki kitaplar, insan hayatındaki ihtimalleri; gece yarısı ise bir eşik anını simgeliyor. Bu yönüyle eser, hem psikolojik hem de sembolik bir okuma sunuyor.
Sonuç olarak Gece Yarısı Kütüphanesi, hayatta tek bir doğru yol olmadığını; insanın yaşadığı anı kabullenip anlamlandırmasının gerçek huzuru getirebileceğini anlatan düşündürücü bir roman. Okuru karamsarlığa sürüklemek yerine umut aşılayan bu eser, özellikle gençlerin kimlik arayışı sürecinde üzerinde konuşulabilecek nitelikli bir metin.
Not: Kitapta olumsuz yön olarak şunu belirtebilirim: Birçok yerde