Doğan Cüceloğlu bu kitabında eşinin yaşadığı bir olayı şöyle aktarıyor ; "Eşim Mecidiyeköy'deki işine gitmek için Suadiye 'den deniz otobüsüne binip Kabataş'ta inmiş. Ís öncesi biraz vakti olduğu için orada bir çayhanede oturup simit-çay keyfi yapmaya niyetlenmiş. Derken birden kuşlar etrafını çevirmiş. Bu durum Yıldız'ın hoşuna gitmiş ve onlara simidinden küçük parçalar atmaya başlamış. Kuşlar durur mu? Hemen çoğalıp Yıldız'ın etrafında halkalanmıslar. Yıldız da şöyle düşünmüş;" Şuan kuşları besliyorum ya , sanki onlar benim kuşlarımmıs gibi oldu!" Bu his hoşuna gitmiş. Sonrasında, "Yine bir gün erken vardım Kabataş'a," diye anlattı bana." Bu kez bayağı açım. Íki simit aldım, çünkü birini tamamen kuşlara atmak niyetindeyim. Aynı yere oturdum. Kendi simidini yerken diğerini de kuşlar için parçalıyor önüme yığıyordum. ama bu sefer kuşlar gelmedi. Bir hüzün çöktü. Bu sefer içime baktım, niye bu kadar hüzünlendiğimi düşündüm. Ah! O an ilk defa anladım ki; simidin olması yetmiyor, kuşlara da ihtiyaç var." bu tıpkı yaşamımızdaki beklentilerimiz gibi aniden iyi bir şey yaşarız elimizdeki imkanın buna yetersiz olduğunu düşünürüz ve bir dahaki sefere imkanımız çok olduğunda daha iyi olacağını düşünürüz ve daha çok mutlu olacağımızı bununla mutlu edeceğimizi düşünürüz. Hâlbuki hayatın bize göstermek istediği bir şeyin çok olması değil olan şeyin yanımızda olanlarla ne derece paylaşabildigimizdir. Ve bir daha onları görebilecek miyiz? Sorusunun farkındalığını en derinden benimsemesidir.
"Sen kazanınca bende kazanıyorum, ben kazanınca sende kazanıyorsun," gerçeğinin farkına varıldığı andan itibaren tutulacak en akıllı yol," Sana nasıl yardımcı olabilirim?" çabası olmalıdır.