İnsanlar hayatlarının kurtulmasını istemiyorlar. Hiç kimse sorunlarının çözülmesini istemiyor. Dramlarının. Önemsiz meselelerinin. Hikâyelerinin çözümlenmesini, pisliklerinin temizlenmesini istemiyorlar. Çünkü geriye ne kalacağını biliyorlar. Büyük ve korkunç bir bilinmeyen.
Kendini karşındakinin yerine koyma hadisesinde kantarın topuzunu kaçırınca kaybeden hep sen oluyorsun, bu gerçek. İş öyle bir raddeye geliyor ki seni can evinden vurmak istikâmetinde, bile isteye kurduğu cümlelere bile “Aslında öyle demek istememiştir,” diye yaslanıyorsun. Böyle uyuması güzel çünkü. Ne abdestini bozar ne olmak istemediğin hülyalara götürür seni. Ah be…