Levent

Dissosiyasyon
Koşarken bir yandan da sayıklamaya ve hayal görmeye başlamıştım. Ama çok iyi anımsıyorum ki, bilinçli olarak hareket ediyordum. Bununla birlikte kesin olarak söyleyeyim, bilincim yerinde olduğu halde birtakım düşünceleri aklımdan geçirebilecek ve bunlardan sonuçlar çıkaracak durumda değildim. Kendim bile o dakikalarda “bazı düşünceleri zihnimden geçirebileceğimi, bazılarını ise artık hiç düşünemeyecek durumda olduğumu” hissediyordum. O sırada verdiğim bazı kararlar da, bunları tamamen bilinçli olarak verdiğim halde, pekâlâ mantığa aykırı olabilirdi. Yalnız bu kadar da değil; çok iyi anımsıyorum, zaman zaman şu ya da bu kararımın tamamen saçma olduğunu kavradığım halde, tamamen bilinçli olarak, bu saçma kararı gerçekleştirmeye kalkışabilirdim. Evet, o gece tam bir cinayet havası vardı ve cinayet işlenmediyse, bu tamamen rastlantıyla olmuştur.
Psikoloji
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
mazoşist?
Arkadaşların benimle alay ettiğini ve böyle davrandığım için beni küçük gördüğünü biliyordum. Evet, çok iyi biliyordum. Ama bana zevk veren de buydu: “Madem uşak olmamı istediler, uşak oldum işte. Madem kaba herifin biriyim, görün bakın ne adi oluyorum,” der gibiydim. Böyle pasif bir nefreti ve için için yanmaya devam eden bu tür kini, yıllarca içimde besleyebilirdim. Zaten öyle olmamış mıydı? Zerşikov’da salonu çın çın çınlatarak kendimi tamamen yitirmiş gibi: “Hepinizi ele vereceğim! Rulet polisçe yasaklanmıştır!” diye bağırmamış mıydım? İşte, yemin ederim, bu bağırışımda da o çocukluktaki davranışlarıma benzer bir şey vardı: Beni küçük düşürmüşlerdi! Üstümü aramış, resmen hırsız olarak tanımlamışlardı beni, mahvetmişlerdi beni; bunun üzerine ben de, “Madem öyle, işte hepiniz bilin ki doğru tahmin ettiniz, ben yalnız hırsız değil aynı zamanda muhbirim de!” diye onlara meydan okumuş gibiydim
Öğrenilmiş Çaresizlik ve Kimlik Kaybı!
İçimde öfke var mıydı? Bilmiyorum, belki de vardı, kim bilir? Benim garip bir huyum vardır, belki taa ilk çocukluk yıllarımdan bu yana bu huyum hiç değişmemiştir: Biri bana kötülük etti mi, bu kötülüğü artık son dereceye vardırdı mı, sabrımı taşıracak bir derecede bana hakaret etti mi, hemen içimde dayanılmaz biçimde, hedef olduğum bu hakarete pasif olarak boyun eğmek, hatta hakareti yapmış olanın isteklerini daha önce davranarak gerçekleştirmek isterim. “Alın işte, beni küçük düşürdünüz ya, şimdi ben kendimi alçaltayım da görün marifetinizi, zevkle seyredin!” diyecekmişim gibi. Tuşar beni döver, böylelikle bir senatör oğlu değil de bir uşak olduğumu göstermek isterdi; ben daha o zaman uşak rolünü hemen benimsemiştim. Yalnız giyinmesine yardım ederek ona hizmet etmekle kalmıyor, fırçayı kendiliğimden kapıyor, onun ricasını ya da emrini beklemeden üzerindeki son toz parçacıklarını bu fırçayla almaya çalışıyordum. Üstelik bazen, tamamen uşakça aşırı bir hizmet etme eğilimine kapılarak, elimde fırça, frakının üzerinden son toz tanesini almak için ardından koştuğum olurdu. O kadar ki, artık bazen kendisi beni durdurur, “Yeter, yeter Arkadiy, yeter artık, oldu,” diyordu.
1000Kitap
Disosiyatif Kaçış!
Sanırım kendimi sokakta bulduğum zaman, saat bire geliyordu. Bulutsuz bir geceydi, sessizdi ve donduracak kadar soğuktu. Neredeyse koşarak gidiyor, çok acele ediyordum, ama hiç de eve gitmeye niyetim yoktu. ‘Ne diye eve gideyim? Şimdi artık benim için ev diye bir şey kaldı mı sanki? Ev, insanların yaşadığı bir yerdir, bense ancak yarın uyandığım zaman yeniden yaşamaya başlayacağım, şimdi öyle bir şey olabilir mi? Şu anda hayatım bitmiştir, artık yaşayamam ben,’ diyordum kendi kendime. Böylece sokaklarda, nereye gittiğimi hiç bilmeden dolaşıp duruyordum.
1000Kitap
Disforik Patlama!
Birden Aferdov, hiç konuşmadan, gözümün önünde, akıl almaz derecede küstahça bir davranışla bana ait olan yüz rubleliklerden birini alarak, kendisinin önünde küme halinde duran paralara kattı. Bir çığlık atarak elini tuttum. İşte o zaman içimde beklenmedik, garip bir değişiklik oldu: Sanki zincirden boşalmıştım; sanki o gün uğradığım bütün hakaretler, geçirdiğim bütün o korkunç dakikalar hep o bir tek an üzerinde, bana ait olan yüz rubleliğin kaybolduğu an üzerinde toplanmıştı. Sanki içimde biriken ve baskı altında tuttuğum ne kadar duygu varsa, hepsi birden patlak vermek için bu anı beklemişti. Çileden çıkarak, çevremdekilere bakınarak: “Bu adam hırsız. Şimdi benden bir yüz rublelik çaldı!” diye yüksek sesle söyleniyordum.
1000Kitap