Sevildiğini sanarken aslında yalnız kaldığını hissettiren bir kitaptı…
Adelaide karakteri o kadar gerçek yazılmış ki bazı yerlerde kitap okumuyormuş gibi hissettim. Sürekli karşı tarafı anlamaya çalışan, kendi kırgınlıklarını geri plana atan, “belki düzelir” diye umut eden birinin yavaş yavaş tükenişini okumak gerçekten ağır geldi. Özellikle sevginin bazen yetmediğini göstermesi beni çok etkiledi.
İkimizin de 26-27 yaşlarında olması ve benim bu zaman diliminde bu kitabı okumam hem güzel bir tesadüf oldu hem de kendi içimde bir suru şeyi sorgulamama neden oldu Kitabı okurken sanki karakter okumuyordum da kendi bacımla dertleşiyormuşum gibi hissettim. O kadar gerçekti ki…
Emory… senden nefret ediyorum. Gerçekten iğrenç, manipülatif, cinsel istismarcı bir pisliktin. Adelaide’in ilk toksik ilişkisi olarak onun hayatında açtığın yara çok büyüktü. O kırılmanın izleri kitabın her yerine yayılmış gibiydi.
Rory… ayy sen bambaşka bir sinir kriziydin Kaçan, yaklaşan, ne istediğini bilmeyen ama karşı tarafı da bırakmayan aşırı bencil biriydin. Adelaide resmen senin keyfine göre yaşamaya çalıştı. Kendi isteklerini, duygularını, hatta kendini bile ikinci plana attı. Ama sen yine de yetinmedin, yine de memnun olmadın. Kızı resmen tüketen bir ilişkiydin.
Brennan… seni de unutmadım Sen de Adelaide’in hayatında “olabilirdi ama olmadı” hissini bırakan, tam netleşmeyen, yarım kalan duyguların bir parçasıydın. Ne tamamen iyileştirdin ne de tamamen bıraktın… sadece o belirsizlik duygusunu büyüttün.
Bir de Adelaide’in yaşadığı tek gecelik ilişkiler… onlar da ayrı bir kırılma noktasıydı Çünkü aslında hepsi onun sevgi değil, görülme ve anlaşılma arayışını gösteriyordu. Boşluğu doldurmaya çalışıyordu ama içindeki yalnızlık geçmiyordu.
Ama dostları… AH ONLAR Hiçbir zaman yalnız