Kafamda Linton ile Hindley Earnshaw'u karşılaştırdığımda, aynı durumda olan bu iki adamın birbirinden niye bu kadar farklı olduğuna bir türlü akıl erdiremedim. İkisi de karısına düşkün birer kocaydı, ikisi de çocuğuna bağlıydı. Böyle olduğu halde, iyi ya da kötü, ikisinin de niye aynı yolu tutmadığını anlayamıyordum. Hindley daha dayanıklı gibi görünüyordu, ama ne yazık ki daha beter ve daha zayıf çıktı. Gemisi kayalara çapınca kaptan yerini bıraktı.
Oysa Linton, tersine, sadık ve inançlı ruhlara özgü gerçek bir yüreklilik gösterdi: Tanrı’ya güvendi; Tanrı da onu avuttu. Biri umudunu kesmedi, öteki ise kendini umutsuzluğa kaptırdı. İkisi de kendi yazgısını kendi seçti. Böyle olunca da, yazgılarına katlanacaklardı.
“Sabahlar saat ona kadar yatmamalısınız. Sabah, asıl saat ona gelmeden geçer gider. Saat ona kadar işinin yarısını bitirmeyenlerin, o günkü işlerini bitirebilecekleri kuşkuludur."