Leyluni

Konuşurken müşahede edemezsin. Genellikle çok ve boş konuşan insanların müşahedesinin zayıf, karakter ve olay tahlillerinin sığ olmasının önemli sebeplerinden birisi budur. Aslında olan şudur: Böylesi kişiler çok konuştukça, tefekkürleri azalır ve konuşma içerikleri zayıflar. Boş konuştukları için de az dinlenirler. Az dinlendikçe daha çok konuşurlar. Bu böylece kendi kendini besleyen bir kısır döngüye dönüşür. Aslında boşboğazlık yapmayan insanlar bir konuyla ilgili konuştuklarında daha dikkatli dinlenirler. Eğer ağızlarından güzel cümleler de dökülürse gördükleri ilgi daha fazla artar. Az konuşan ve konuştuğunda kıymetli şeyler söyleyen insanlar kanaatleri merak edilen ve görüşlerine başvurulan kişilerdir. Bir olay olduğunda onların konu hakkındaki yorumlarına ulaşılmak istenir. Onlardan yorum alabilenler bundan mutlu olur. İşin aslı dinlemeyi bilmeyene konuşmak da züldür. Ona herhangi bir şey öğretmek de imkânsızdır. Zira bir insanın ilk olarak öğrenmesi gereken şey dinlemektir
Reklam
Hoş geldin insan;
İnsan dünyaya geldikten sonra zamanla çeşitli yükler üstlenir. Ailevi, sosyal, maddi, psikolojik pek çok mesele herkesin ortak deneyimidir; bunları sadece Müslümanlar değil, bütün insanlar yaşar. Dünyaya adeta bir "insanlık paketi" ile geliriz: "Hoş geldin insan; işte dünya ve onun bütün sıkıntıları!" Ancak Müslümanların bu ortak yükün yanında bir ayrıcalığı vardır: İman. Bu iman beraberinde ek bir sorumluluk ve imtihan getirir. Diğer insanlar yalnızca dünyevi sıkıntılarla sınanırken, biz hem dünya imtihanını yaşarız hem de imanımızla sınanırız. Bu açıdan bakıldığında ağır bir yük gibi görünse de aslında büyük bir nimet ve şuur kaynağıdır. Çünkü bize bu imanı verenin kim olduğunu biliriz. Bu bilincimiz sayesinde yaşadığımız her problemde nereye sığınacağımızı da biliriz. Bu şuur, Müslüman'a bir vizyon kazandırır ve onun hayatı amaçsızca, sıradan bir canlı gibi yaşamasına engel olur.
Hayatta ne tuhaf şeylerle karşılaşıyor insan.
Feyza... KALBİM Bir misafir odası benim küçücük kalbim, Lakin her misafiri hemen kabul eylemez. Biraz hırçın ve mağrur, bu esrarlı mabedirî Kapalı kapıları, her gelen pek giremez. Öyle bir oda ki bu, hiç bir eşya yok, bomboş. Yalnız bir köşesinde vuran küçük bir saat, Kapılan kapalı, üstelik bir hayli loş Bu kasvetli odaya verir bir parça hayat. Bu misafir odası, bir misafir bekliyor
İnsanların onlar hakkında ne düşündüğüyle ilgilenmediler. Onların derdi insanların bakışı değil, Allah'ın rızasıydı Bu gerçek, bizim günlük hayatımızda da çok benzer şekillerde karşımıza çıkıyor. Hepimiz sosyal medya kullanıyoruz. Paylaşımlarımızın aldığı beğeni sayısı üzerinden değerini ölçmüyor muyuz? Çok beğeni aldıysa "güzel paylaşım" diyoruz, az beğeni aldıysa "kimse beğenmedi" diye burun kıvırıyoruz. Oysa insanların beğenisi, bir şeyin gerçek değerini belirlemez. Allah bu âyetle sadece Yusuf'un ağabeylerinin psikolojisini anlatmıyor. İnsan psikolojisinin değişmeyen bir yönünü ortaya koyuyor. Birisi size iyi bakıyorsa ne güzel; kötü bakıyorsa bu sizin değerinizi azaltmaz, hayatınızda hiçbir şeyi değiştirmez.
Reklam