A.Nur

A.Nur
Merhaba!
Olmakta olan her ne varsa, oluşa-gelen şu yaşamın irili-ufaklı ne kadar görünüşü varsa, varlığa geliş, devinim ve çözülüş oyununun ne kadar oyuncusu varsa, bunlardan ne fazla ne de eksik olan bir Doğa/Tanrı’yı, bütün bu içkinlik düzlemini anlamaktan doğan bir sevgiden söz ediyoruz.
Çoğu zaman karşılaşmalarımızdan türeyen etkilerle edilginleşmiş ve dolayısıyla, kederli duygulanışların insafında sürüklenen sonlu ve zayıf varlıklar olduğumuzdan, var-kalma çabasının peşinde eyleme gücünü artırmış bir varlıkla karşılaştığımızda ona karşı ilk duygumuzun haset olması şaşırtmamalıdır.
İnsanların milyonlarca yıllık evriminin zorunlu olarak daha iyiye doğru bir gelişme olmadığını bilmek, kızarmış ekmek kokusu alınca masum bir coşku duymamıza engel değil.
Senfonideki bir çığlık, bir alkış, bir kaplumbağa sürünüşü ya da bir obua nefesi olmanın neresi hüzünlüdür?
...Oysa dikkatlice düşünürsek, hayatin bizler tarafından keşfedilmeyi bekleyen saklı bir hedefinin olmayışı, o hayatı deneyimleyen bizlerin büsbütün bir anlamsızlık ya da boşluk duygusuna mecbur kalacağı anlamına gelmez. Evrenin bütünüyle kendi kendini organize eden, tümüyle gelip geçici varoluş deneyimlerinden oluştuğunu fark ederek, varlıkların sürekli olarak sahnede görünüp kaybolduğu bu eşsiz kumpanyada rolümüz kadar yer almanın getireceği sevinci yakalayabilir, dahası, tam da bu sürgit akış içinde bir görünüp bir kaybolan figürlerden biri olarak, o muazzam kozmik tabloda nasıl bir hareketli estetik imaj oluşturduğumuzu kavrayabiliriz.