buşəhərdəkimsəyoxdur...

buşəhərdəkimsəyoxdur...
@Liesel1
72 okur puanı
Eylül 2023 tarihinde katıldı
Neden yazılır? Dünya acılı olduğu için yazılır. Duygular taştığı için yazılır. İnsanın kendi zavallılığından sıyrılması çok güç bir işlemdir. Ama insan bir kez bu zavallılıktan sıyrılmayagörsün, o zaman yaşamı kendi egemenliği altına ala­ bilir. İşte böylesi bir egemenliği bir iki kişiye daha anlatmak için yazı yazılır. (Ya da kendi kendine kanıtlamak için). Çün­kü, insanın kişisel özgürlüğü, kendi dünyasına egemen olma­sıyla başlar. Dünyasına egemen olan insan, acıları coşkuya, bunalım yaratmaya, sevgisizliği sürekli aşka dönüştürebilir. Ben dünyama egemen olmayı edebiyatla öğrendim. Çok sev­diğim üç yazarın, üç cümlesini -benim neden yazdığımı çok iyi anlattığı için- edebiyat yaratıcılığının kıpırdanışlarmı çok iyi yansıttıkları için burada vurgulayacağım: "Hiçbir zaman sakin olamamak, sanırım benim ka­derim." Italo Svevo (Zeno'nun Bilinci romanından) "İnsanın konuşmak için konuşmadığını böylece öğ­rendim, 'bunu yaptım', 'şunu yaptım', 'yedim, içtim' demek için konuşmadığını, aksine kendi yaşam gö­rüşünü geliştirmek, bu dünyada neler olup bittiğini kavramak için konuştuğunu." Cesare Pavese (Yeni Ay romanından) "İşte gidiyor, felaketlerin anası, koşuyor ve tüm dünyayı kendisiyle birlikte eve götürmeye çalışı­yor... Ne garip, insan keşfetmeyegörsün, nasıl da tüm dünyaya sahip olabiliyor." Djuna Barnes (Gecenin Uzantısı romanından). Bir cümle de ben eklemek istiyorum: "Yaşamla ve ölümle hesaplaşmak için yazıyorum".
Reklam
O öleli ikinci sonbahar geliyor. Sanki karşımda. Yudumla­dığı konyağın tadını içine sindirmeye çalışıyor. Gözleri yorgun. Gözleri insancıl. Gözleri dalgın. Duyguları uzaklarda. Sevişip, ölüm sessizliğine gömülmek ister gibi. Ölüm sessizliği çok genç buldu onu. Karı koca olamadık. Gerçek dost da olamadık. Bir kitapta okumuş, bir filmde izlemiş gibiyim beraberliğimizi. Bir konserde dinlemiş gibiyim. Severek anımsanan bir kitap gibi bi­le değil. Paris'in Select kahvesinde başlayan, Şişli'nin bir özel sinir kliniğinde turuncu çiçeklerle biten beraberliğimizi. Uzun yaşamın bir küçük kesiti. Dünyasındaki insanlardan biriydim. Onunla birlikte hiçbir şeyim ölmedi. İnsan ölümünü kendi ken­dine ölüyor.
Çocukken de severdim yağmurda dolaşmayı, diyor Dr. Adrian; çok üzgünsem, tenimdeki damlaların iyiye alamet olduğunu düşünürdüm. İşte, diye düşünüyorum, melankoli de başladı.
Ama yaralanmış ruhum, sevişmeyle bu kadar çabuk alt edilmeye, hele hele sabit ziyaretçi saati cinselliğinin indirimli fiyatından gitmeye direniyor. Kliniğe yatırılınca, Traudel’le benim aramda bir tür acı terazisi kuruldu. Herkes kendi kesesine, diğerinin hayattaki mutluluğuna karşı suç işlemenin acısını koyuyor. Bugün kimin suçu daha ağır basıyor? Şimdilerde Traudel’in kesesinin fazla yüklendiğini düşünüyorum. Traudel’i hastalığımla daha fazla korkutmamalıyım. Traudel’in düğmelerini açtığı bluzunu ilikliyorum. Bunun üzerine eşyalarını alıyor. Aşağıya kadar eşlik etmek istiyorum ona ama yolu kendisinin de bulacağını söylüyor ve kırgın bir biçimde odadan çıkıp gidiyor.
Bir kez sevmiş olan ve hâlâ seven biri, kendini aşka elverişli bir hale getirmenin ne kadar zor olduğunu, ne kadar uzun sürdüğünü bilir. İnsan acı çekerken anlar, aşk için emek vermeye bir daha kolay kolay kalkışamayacağını. Çekilen acı bir tür aşk tembelliği yaratır. Acı çeken kişi, bu kadar ağır bir işi boşu boşuna yaptığından korkar. Traudel’in gelmesine az kala bu kadar vahim düşünceler düşünmek hoşuma gitmiyor. Şimdi bir üzüntü ve burukluk duymamın nedeni bu olsa gerek. Birkaç basit cümle düşünmeye çalışıyorum, mesela şunu: Mutluluk uğruna böyle bir mücadeleye gerek kalmamalıydı.
Reklam